Balıklıgöl, Urfa’yı Urfa yapan en önemli mekanlardan bir tanesidir. Tarihi güzellikleri ile ün salmış Şanlıurfa‘nın yurt içi ve yurtdışı ziyaretçi çekmesindeki en önemli unsur olan Balıklıgöl, İslam dini için oldukça önemli bir yere sahip. Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı yer olması bakımından, manası ve anlamı açısından bizim için oldukça değerli sayılan bu özel mekanı gelin hep beraber gezelim.
Halil-ür Rahman gölü olarak da bilinen Balıklıgöl, Şanlıurfa’nın şehir merkezinde, tarihi surların hemen önünde bulunuyor. İki farklı havuzun birleşmesiyle oluşuyor. Aynzeliha Gölü ve Halil-ür Rahman Gölü isimleri verilen bu iki göl kanallarla birbirine bağlanmış durumda. Havuz şekli verilen göllerin suları şehrin çevresinden geçen akarsulardan besleniyor.
Şanlıurfa için oldukça önemli olan bir diğer tarihi yer Göbeklitepe‘yi gezi rotanıza eklemenizi tavsiye ederim.
Balıklıgöl | Nerede? Nasıl Gidilir? Hikayesi
Balıklı göl’de bulunan binlerce balık
Halil-ür Rahman Gölü’nün uzunluğu 150 metre, genişliği ise 30 metredir. Aynzeliha Gölü ise Halil-ür Dahman Gölünden daha küçüktür. Uzunluğu 50 metre, genişliği ise 30 metre civarındadır.
Binlerce balığı içerisinde barındıran Balıklıgöl ismini de bu balıklardan almış. Türlerinin ne olduğu tam olarak bilinmeyen balıklar buraya duyulan saygıdan dolayı yenilmiyor. Hatta birçok kişi balıkları yiyenlerin lanetleneceği inancına sahipler.
Balıklıgöl Tarihi
Hz. İbrahim’in ateşe atıldığı yer.
Tarihin yaşanmış en etkileyici olaylarından biri hiç şüphesiz Hz. İbrahim’in, dönemin zalim kralı Nemrut tarafından ateşe atılmasıdır. Üç büyük dinin kutsal kitaplarında adı geçen Hz. İbrahim’in başından geçen olaylar sonucunda Balıklıgöl oluşmuştur. Gelelim asıl konumuzun detaylarına.
Rivayetlere göre, bir gün kahin Nemrut’a gelerek o yıl bir erkek çocuğunun dünyaya geleceğini ve putperestliği yok ederek , kendisini öldüreceğini söyler. Bunun üzerine Nemrut korkuya kapılarak o sene dünyaya gelen bütün erkek çocuklarının öldürülmesini emreder. Civarda ne kadar yeni doğan bebek varsa öldürülür.
Fakat Nemrut’un askerlerinden biri hamile olan karısını mağaraya gizleyerek orada doğum yapmasını sağlar. O doğan çocuk insanları hak dine çağıran ve doğru yola davet eden Hz. İbrahim peygamberdir. Nemrut’un şerrinden korktukları için Hz. İbrahim’i çok gizli bir şekilde büyütürler.
Şanlıurfa-Balıklıgöl
Putperestliğin yaygın olduğu dönemde Hz. İbrahim tek tanrıya inanır. Halka bu inanışı her ne kadar anlatmaya çalışsa da Nemrut’un zulmünden korkarlar ve yanaşmazlar. Olayın ilginç tarafı şu ki Hz. İbrahim’e ve inancına inanan tek kişi Nemrut’un kızı Zeliha’dır.
Halk o kadar cahildir ki, bir gün putlara yemeleri için önlerine yemek koyarlar ve eğlenmeye giderler. Bunun üzerine Hz. İbrahim putların olduğu yere girer. Eline aldığı baltayla bütün putları kırarak yerle bir eder. Sadece büyük puta dokunmaz. Baltayı onun boynuna asar ve oradan uzaklaşır. Eğlenceden dönenler putların parçalanmış hallerini görünce hemen Nemrut’a durumu iletirler. Çok sinirlenen Nemrut bunu yapabilecek tek kişinin Hz. İbrahim olduğunu bilir ve hemen çağırttırır. Putları sen mi kırdın? diye sorar. Bunun üzerine İbrahim Peygamber;
”Balta büyük putun üzerinde o kırmış olabilir. İsterseniz sorun” der. Nemrut sinirlenir. ”O bir put nasıl konuşsun? hem bir taş parçası bunu nasıl yapar?” der. Hz. İbrahim’in tam da aradığı cümleler bunlardır. Bu sözlerin üzerine, konuşamayan ve kendisini bile koruyamayan bir puta tapıyorsunuz. Size bunların hiç birinin faydası yok” demesinin üzerine Nemrut çok sinirlenir ve Hz. İbrahim’in ateşe atılmasını emreder.
Balıklıgöl Hikayesi
Ateşin Yakmadığı İbrahim Peygamber
Ateş, Hz. İbrahim’i yakmayarak bu göle dönüşmüştür.
Nemrut, Balıklıgöl’ün bulunduğu alana, her yerden görülebilecek büyüklükte bir ateş yaktırır. Urfa Kalesi‘nin üzerine mancılık sistemi kurdurarak Hz. İbrahim’i bu ateşin içerisine fırlatır. Bu sırada Hz. İbrahim rabbine sığınır ve dua eder. Allah tarafından ateşe: Ey ateş, İbrahim’e karşı serin ve selamet ol emri verilir. Fırlatıldığı alan bir anda sularla kaplanır ve odunlar balığa dönüşür. Hz. İbrahim hiç bir yara bere almadan sapasağlam oradan çıkar. Allah tarafından duaları kabul edilen İbrahim Peygamberin ateşe atıldığını gören Nemrut’un kızı Zeliha’da kendini ateşe atar. İbrahim Peygambere inanan tek kişi olan Zeliha’nın da düştüğü yer sularla kaplanır.
Hz. İbrahim’in düştüğü yerdeki oluşan göle, Halil-ür Rahman Gölü, Nemrut’un kızı Zeliha’nın düştüğü yerdeki gölede Aynzeliha Gölü isimleri verilir.
Balıklıgöl Nerede?
Balıklıgöl’e Nasıl Gidilir?
Karayolu ile: Özel aracınızla yada şehirler arası otobüs firmaları ile Şanlıurfa merkeze geldikten sonra yürüme mesafesinde olan Balıklıgöl’e ulaşabilirsiniz. Balıklıgöl şehir merkezine çok yakın bir konumda olduğundan meydandan yürüyerek yada toplu taşıma araçlarını kullanarak en kısa zamanda ulaşmak mümkün.
İstanbul’ a 1290 km, Ankara’ ya 843 km, İzmir’e 1253 km, Bursa’ya ise 1166 km uzaklıkta bulunmaktadır.
Havayolu İle: Eğer Havayolunu tercih edecekseniz, Şanlıurfa GAP Havalimanı’na inip oradan şehir içerisinde bulunan ulaşım araçlarını kullanarak Balıklıgöle ulaşabilirsiniz.
Balıklıgöl Civarında Gezilecek Diğer Yerler
Balıklıgölün olduğu yere geldiğinizde alanın yan tarafında Hz. İbrahim’in doğduğu mağara bulunuyor. Çok yakın bir mesafede bulunan mağarayı ziyaret edebileceğiniz gibi Hz. ibrahim’in mancılık kurularak ateşe fırlatıldığı yer olan Kale Balıklıgölün tam karşısında yer alıyor. Bu alanda Balıklıgöl’ü, Aynzeliha Gölü’nü, Hz. İbrahim’in doğduğu mağarayı ve Kaleyi kolaylıkla gezme imkanınız bulunuyor.
Rızvaniye Camii ile Medresesi ve Halil Ül Rahman Camii ile Medresesi, bu civarda bulunan diğer maneviyatı yüksek ve kesinlikle gezip ziyaret etmenizi önerebileceğim diğer yerler arasında geliyor.
Göbeklitepe, Şanlıurfa’nın yaklaşık 22 km uzaklığında bulunan Örencik Köyü sınırları içerisinde yer alan ve tarihi 12000 yıl öncesine dayanan yerleşik bir ibadet yeridir. Medeniyetin kökeninin bilinmeyen izlerinin olduğu Göbekli tepe, içerisinde Dünya’nın en eski tapınaklarını barındırıyor. 1983 yılında bir çiftçi tarlasını sürerken oymalı bir taş buluyor ve bulduğu taşı Urfa Müzesi’ne götürüyor. 1963 yılında bu bölgede bir şeylerin olabileceği şüphesi üzerine bazı kazı çalışmaları yapılmış. Toprak kazılarak bazı antik parçalar gün yüzüne çıkarılmış fakat daha detaylı bir incelemeye gidilememiş.
1994 yılında Alman Arkeolog Klaus Schmidt, Nevali Çori bölgesinde yaptığı kazılarda çıkan buluntularla bu bölgede bulunan buluntuların birbirine benzer olduğunu öne sürer. Bunun üzerine 1995 yılında kapsamlı kazılara başlanır.
Şanlıurfa’nın ziyaretçi akınına uğrayan bir diğer tarihi yeri Balıklıgölhakkındaki makaleme göz atmanızı tavsiye ederim.
Göbeklitepe / Dünya’nın İlk Tapınağı
Göbeklitepe Tapınağı
Göbeklitepe Tarihi
Neolitik döneme ait Göbekli tepe, yer yüzündeki ilk tapınak olmasından dolayı önemli bir yere sahip. Çoğu kesinleşmiş bilgileri alt üst eden bir kazı çalışması yapılıyor. Bu kazı çalışmasına kadar insanlar önce yerleşik hayata geçerler ( tarım ve hayvancılık ile uğraşmaya başlandığı dönem) daha sonra ibadet alanlarını belirlerlerdi. Ama Göbekli tepe bu bilgilerin tam tersini söylüyordu. Neolitik Çağ döneminde yaşayan insanlar 10 bin yıl önce yerleşik hayat geçmişlerdi. Göbeklitepe’nin tarihi de 12 bin yıl öncesine dayanıyordu. Yani tapınak yerleşik hayattan yaklaşık 2000 sene önce oluşmuştu. Bilinenin aksine önce yerleşik hayata değil, başta ibadet alanları yapılmış daha sonra yerleşik hayata geçilmiş.
Göbeklitepe Figürleri
Göbeklitepe Kazıları
Klaus Schmidt’in yürüttüğü kazı çalışmalarında oldukça ilginç bölümlere rastlanır. Göbekli Tepe’nin kireç taşından ve zemini hiçbir sıvıyı geçirmeyecek şekilde yapılmış bir yapı olduğu görülür. Klaus Schmidt’e göre kan akıtma ayinlerinin düzenlenmiş olma ihtimali oldukça yüksek. İçerisinde pek çok su kanalına da rastlanılmış. Kazılar sonucunda çıkarılan insan kemiklerinin bazılarında kafatası olmadığı, çıkarılan kafataslarında ise pek çok çizik ve işlem uygulandığı görülmüş.
Göbekli tepe’nin çevresinde bulunan çok sayıda akbaba kemikleri de Klaus Schmidt’e göre şu anlama geliyor. Ölüler bazı kültürlere göre gömülemezdi. Bu yüzdende yapının yüksek yerlerine yırtıcı hayvanların yenmesi için bırakılıyordu. Bu kadar akbaba kemiğinin bulunma sebebi de buydu. T şeklindeki sütunlar üzerinde kanatlarını açmış bir akbaba ve kanatlarının arasında bir insan başının resmedilmesi de bu düşüncelerin doğruluklarını onaylar nitelikte.
Göbeklitepe kazılarında çıkarılan sütunlardaki akbaba figürleri
Göbeklitepe Sırları
Göbeklitepe Bir Tapınak mı? Yoksa…
Genel kanı Göbeklitepe’nin dini bir yapı olduğu şeklindedir. Kazılarda çıkarılan çok sayıda sembollerin gökyüzünü işaret eden parçalar olması da o dönemki toplumun tanrılarının gökyüzü ile bir bağlantısı olduğunu gösteriyor. Bu yüzdende bu yapıyı yapan toplumun Göktanrıcılık inancına sahip oldukları düşünülüyor. Fakat bazı görüşlere göre de buradan çıkan buluntular buranın bir toplantı alanı olma olasılığının daha yüksek olduğunu gösteriyor.
Tarihin Sıfır Noktası Göbeklitepe
Araştırmacılar, 12.000 yıllık bu tapınakların nasıl günümüze kadar gelebildiği konusunda, insanlar tarafından isteyerek üzerlerinin toprakla örtülerek gömülmüş olduğu konusunda hem fikirler. Çok ilginçtir ki Göbekli Tepe’nin yazının, çömleğin, tekerleğin bile olmadığı bir çağda hiçbir alet kullanılmadan sadece keskin taşlarla yapılmış olması. Bir tepe şeklini almış olan yapının üzerindeki tabaka doğal yollarla değil, insan eliyle düzeltilmiş bir görüntüye sahip. Mısır piramitlerin den 7500 yıl daha eski. Ayrıca yerleşik hayata geçişi temsil eden buğdayın atasına da Göbeklitepe de rastlanmış.
T şeklindeki sütunlar
Tapınak Nasıl İnşa Edildi?
Alanda 20 adet tapınak bulunuyor. Bunlardan sadece 6 tanesi kazılar sonucunda gün yüzüne çıkarılabilmiş. Tapınak yapılarının hepsi yuvarlak planlı ve tamamında dikili taşlar mevcut. Gün yüzüne çıkarılmamış 16 tapınağın daha olduğu düşünülüyor. Etrafta bulunan yatay taşlar yontularak bu alana getirilmiş. T şekli verilen dikili taşlardan bölgede 200 tane bulunuyor. Bu T sütunlar o dönemki toplumun kutsallarını temsil ediyor. Çok ilginç bir şekilde dizilen taşlarla yuvarlak bir halka oluşturulmuş. Taşların en büyüğü 24 ton ağırlığında, boyları ise 6 m buluyor.
Göbeklitepe’nin Gizemli Mimarisi
Göbeklitepe C şeklindeki odalar
Göbekli tepe’nin sıra dışı bir mimarisi var. Yuvarlak yapıda odalardan oluşuyor. Özellikle C yapısının girişi diğer odalardan farklı olarak görkemli bir girişe sahip. Neolitik yapılarda kapı yapılmayarak çatılardan giriş sağlanıyordu. Fakat C odasında girebilmek için uzun bir kapı yapılırken içinde kapısı olmayan bir iç oda bulunuyor. Neden girilemeyen bir oda yaptıkları da merak konusu. Onlar için çok önemli bir bölüm olduğu kesin.
Göbeklitepe’den Çıkarılan Kalıntılar
Tapınak sütunlarındaki hayvan kabartmaları
Göbeklitepe Tapınağındaki taşların üzerindeki kabartmalar hala günümüze kadar gelebilmiş. Arkeologlara göre T biçiminde yapılmış dikili taşlar insan figürüne benzetilmişler. Gövde bölümünde el, kol ve parmak şekilleri bulunuyor. Ama hiçbir taşa baş bölümü yapılmamış. Bu taşların üzerinde de özellikle aslan kabartmaları dikkat çekiyor.
O dönemdeki insanların dini inanış biçimlerini bağdaştırdıkları, tilki, akrep, yılan, yaban domuzu, leopar, ceylan gibi hayvanların figürleriyle yansıtmaya çalıştıkları görülüyor. Her biri ustalık isteyen çizimlerdi. Saldırmaya hazır hayvan şeklinde tasvir etmişlerdi. Kazılarda 100 bin den fazla hayvan kemiğine de rastlanır. Tuhaf sembolleri ve ürkütücü tasvirleriyle farklı bir inanışın olduğunu da gösteriyor.
Sütunlardaki vahşi hayvan kabartmaları
Bulunan Variller Neyin Göstergesi?
Kazı çalışmaları sırasında sürekli ilginç bulgulara rastlanılırken, bunlardan bir tanesi de 6 adet varilinin bulunmasıydı. En büyüğü 160 litrelik kapasiteye sahip olan variller kireç taşı oyularak yapılmış. Buda o dönemdeki toplumun içki içtiklerinin bir göstergesiydi.
Göbeklitepe UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’nde.
Göbekli tepe hakkında cevabı hala bulunamayan pek çok sorular var. Gizemin çözülebilmesi için uzun yıllar çalışmaların süreceği düşünülüyor. Göbekli Tepe 2018 yılında UNESCO Dünya Kültür MirasıListesi’ne girdi. 2019 yılında da Göbeklitepe yılı ilan edildi.
Göbeklitepe Nerede?
Göbekli Tepe’ye Nasıl Gidilir?
Göbeklitepe’ye ulaşabilmek için öncelikle Şanlıurfa şehir merkezine gitmelisiniz. Saat 10.00 ve 16.00’da Abide durağından kalkan, 100 numaralı şehir içi otobüsleri ile ulaşım sağlayabilirsiniz.
Araçla Ulaşım;
Eğer özel aracınızla gitmek isterseniz de şehir merkezinden Göbekli tepe yarım saat sürüyor.
Şanlıurfa’ya ulaşım;
Ege Bölgesi’nden gitmek için E-90 yolunu kullanarak
Karadeniz’den ve Doğu’dan giderken Erzurum-Bingöl Yolu/D950 üzerinden
Marmara Bölgesi’nden giderken O-4 ve E-90 yollarını kullanarak
Akdeniz’den giderken E-90 yolunu kullanarak,
Güneydoğu’dan araçla gitmek için Adıyaman yolu üzerinden Şanlıurfa’ya ulaşabilirsiniz.
Uçak ile Ulaşım;
Göbekli Tepe’ye uçak ile ulaşım sağlamak isterseniz Şanlıurfa biletinizi alıp Gap Havalimanına iniş yapmanız gerekiyor. Havalimanın da bulunan taksi, belediye otobüsleri ve servislerle şehir merkezine ulaşabilirsiniz. Buradan da Abide Durağından kalkan 100 numaralı şehiriçi otobüslerle yada taksi kiralayarak Göbekli tepe’ye ulaşmanız mümkün.
Göbeklitepe Ziyaret Saatleri 2023
Her gün açık. 15 Nisan / 2 Ekim: 08:00 – 19:00 3 Ekim / 14 Nisan: 08:00 – 17:00
Gişe Kapanış Saati: 18:30
Göbeklitepe Giriş Ücreti 2023
Tapınağın giriş ücreti 90 TL’dir. Müzekart geçerli.
Efes Antik Kenti, tarihi M.Ö 7000 yılına dayanan tarihi dokusuyla hayranlık uyandıran harika bir antik kenttir. Eşsiz mimari eserlere ev sahipliği yapan ve binlerce yıldır ayakta kalmayı başarabilmiş bu antik kent son derece önemli bir mega kenttir. Helenistik, Roma, Bizans ve Osmanlı gibi pek çok uygarlık bu antik kent üzerine yerleşim kurmuş ve her bir uygarlıktan günümüze değerli ve önemli kalıntılar kalmış.
Efes Antik Kenti
125 yıl öncesinde başlayan kazılar antik kentte hala devam ediyor. Dünyanın 7 harikasından biri olan Artemis Tapınağının da içinde yer aldığı antik kent 2015 yılında Unesco tarafından Dünya Mirasları Listesine dahil edildi. Yılda yaklaşık 1.5 milyon kişinin ziyaret ettiği bu görkemli kenti gelin hep beraber gezelim.
Unesco Dünya Mirasları listesinde yer alan iki önemli bölge Hattuşa Antik Kenti ve dünyanın ilk tapınağı olan Göbeklitepeyazıma göz atmanızı tavsiye ederim.
Efes Antik Kenti Tarihi
İzmir’in Selçuk ilçesine kurulan Efes Antik Kenti, aslında ilk kurulduğu yıllarda basit bir yerleşimmiş. Fakat Asya ve Avrupa’yı birbirine bağlayan önemli bir limana sahip olması ve ticaret yollarının buradan geçmesi sayesinde zamanla büyüyerek önem kazanmış.
Kent en parlak dönemini Roma İmparatorluğunun hakimiyetine girdiği dönem yaşamış. Nüfusu 200.000 kişiyi aşarak dönemin en büyük şehri olmuş ve Asya Eyaletinin başkenti olarak kabul edilmiş.
Efes Antik Kenti
Aziz John, ve Hz. Meryem‘in buralarda bulunmuş olmaları ve Aziz Paul’un 3 yıl boyunca burada vaaz vermiş olmasından dolayı antik kent Hristiyanlar için oldukça önemli bir dini merkez haline gelmiş. Hz. İsa’nın annesi Meryem Ana, Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesinden sonra güvenliği için Efes’e getirilir. Hz. Meryem’in burada yaşadığı evi görmek isteyen binlerce insan ziyaret için antik kente akın etmeye başlar. Hatta bölge Hristiyanlar tarafından hac merkezi olarak görülüyor.
Aziz Paul sayesinde Hristiyanlık dini bölgede yaygınlaştı ve 313 yılında Roma İmparatorluğunun dini Hristiyanlık olarak kabul edildi. Daha sonraları ise imparator I. Theodosius döneminde halka Katolik inanç dayatılarak paganizm resmen yok sayılmış.
Efes Antik Kenti, tarihi pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmış olmasından dolayı farklı ırktaki insanların ve farklı dinlerin izlerini taşıyor. Kentin her bir bölümünde ihtişamlı ve bir o kadar gösterişli yapılarda farklı kültürlerin yansımalarını görmek mümkün.
Efes Antik Kenti Hakkında Bilgi
Efes, Selçuklu ilçesinin 3 km uzağında kurulan antik bir Yunan kentiydi. O dönemin İyonya ismi ile bilenen İzmir ve Ege sahil şeridi üzerinde bulunan 12 antik kentten biriydi. Neolitik dönem izlerini taşıyan kent, Cilalı taş döneminde kurulmuş. Bölgede yapılan araştırmalarda kalenin bulunduğu alan olan Ayasuluk Tepesinde, Hititlerin izlerini taşıyan yerleşimler ve Tunç Çağına ait kalıntılara rastlanmış. O dönemde ismi Apasas olarak adlandırılan kentte Yunanistan dan gelen göçmenler yaşamaya başlamışlar. Kenti, 560 yılında Dünyanın 7 harikasından biri sayılan Artemis Tapınağının bulunduğu alanın çevresine taşımışlar. Oldukça fazla el değiştiren Efes, Bizans döneminde Ayasuluk Tepesine tekrar getirilmiş.
Efes Antik Kenti’nde bulunan birbirinden gösterişli heykeller.
Efes Antik Kenti, sonunda 1304 yılında Türk beyliklerinin eline geçer. Tam 98 yıl boyunca Türklerin himayesi altında kalır. Fakat 1402 yılında Moğollar bölgeyi istila ederler ve büyük hasarlara yol açarlar. Büyük yıkımın ve tahribatın ardından nihayet 1425 yılında kent Büyük Osmanlının eline geçer. Harap olmuş bir halde olan Efes, hızlı bir şekilde gerilemeye başlar. Cumhuriyetin kurulmasından sonra Ayasuluk Tepesinin ismi değiştirilerek Selçuk ismi verilir. Günümüzde 30.000 kişinin yaşadığı bir turistik yer olan antik kent şimdilerde ise dünyanın gözde antik kentleri arasında yer alıyor.
Efes, tarihi boyunca pek çok kez yer değiştirmiş olmasından dolayı içerisinde yaşamış olan uygarlıklara ait kalıntılar 8 km’lik geniş bir alan yayılmış. Kurulduğu dönemde bir sahil kenti olan Efes, Menderes nehrinin taşıdığı kumların ovayı genişletmesi yüzünden artık denize 5 km mesafede bulunuyor.
Büyük Tiyatro
Büyük Tiyatro
Efes Antik Kentinin birbirinden güzel ve bir o kadar da önemli bölümleri var. Bunların en başında da hiç şüphesiz Efes Antik Tiyatrosu yani Büyük Tiyatro geliyor. Tiyatro günümüze kadar ayakta kalabilmiş eşsiz yapılardan. 3 katlı inşa edilmiş yapı 24 bin kişi kapasitesiyle dünyanın en büyük izleyici kapasitesine sahip tiyatrosu olma özelliğine sahip. Helenistik dönem yapılarından olan tiyatroda, zamanında toplantılar, tiyatro gösterileri ve gladyatör dövüşleri ne ev sahipliği yapmış.
Yapıldığı dönem düşünüldüğünde harika bir akustiğe sahip olması bir hayli şaşırtıcı. Bir dönem Efes Festivali burada yapılmış fakat yüksek desibelin çevredeki eserlere zarar verebileceği düşüncesi ile bir daha bu tür etkinliklere izin verilmemiş.
Celsus Kütüphanesi
Celsus Kütüphanesi
Celsus Kütüphanesi için Efes’in en güzel yapısı diyebiliriz. Muazzam işlemeli sütunlarıyla insanı kendine hayran bırakan yapı, Roma dönemi eserlerinden. Kütüphaneye dışarıdan bakıldığında 2 katlı gibi görünse de içine girdiğinizde yüksek tavanlı ve tek katlı olduğunu görülüyor.
Celsus Kütüphanesinde kullanıldığı dönem 14 bin el yazması kitap bulunuyormuş. En üst katta rulolar halinde saklanan kitaplar Goth saldırıları sırasında kütüphanede çıkan yangın neticesinde tamamen kül olmuş. Ayrıca kütüphane dünyanın önemli bilim adamlarını ve düşünürlerini yetiştirmiş. Bilge Herakleitos, şair Calinos, hekim Soranos ve rüya tabircisi Artemidoros bunlardan bir kaçı.
Yamaç Evler
Zenginlerin ikametgahı Yamaç Evler
Yamaç Evler, Efes’in kalbur üstü denilen kısmının yani zenginlerinin yaşadıkları evler. Kentin merkezinde bulunan evler yamaca doğru sıralandıkları için büyük ihtimalle Yamaç Evler ismi bu yüzden verilmiş. Dönemine göre oldukça lüks sayılan evlerde yok yok. Her evin kendine ait avlusu, bazılarında ise sarnıç ve kuyu bulunuyor. En ilginci de evlerin yerden ısıtma sistemi ile ısınıyor olmaları. O dönemin şartları düşünüldüğünde üst düzey bir zeka kullanılmış desek hiç de yalan olmaz. Oldukça gösterişli olan evlerin duvarları renkli mermerlerle tabanları ise mozaiklerle döşenmiş. Evlerden çıkarılan değerli eşyalar Selçuk-Efes Müzesinde sergileniyor.
Liman Caddesi
Liman Caddesi
Eskiden bir liman kenti olan Efes’in en önemli caddelerinden biri Liman Caddesi. Diğer bir adıyla Arcadiane, antik kenti limana bağlayan bölgenin en uzun caddesi. Zamanında krallar bu geçiş yolunda karşılanır, dini törenler bu cadde üzerinde düzenlenirmiş. Liman Caddesinin olduğu yolun her iki tarafında antik Yunan dönemine ait birbirinden görkemli sütunları görmek mümkün.
Hadrian Tapınağı
Hadrian Tapınağı
Roma imparatoru Hadrian’ı onurlandırmak amacıyla yapılan ve ismi verilen Hadrian Tapınağı, bölgenin en önemli tapınaklarından biri. Kapısını üst kısmında bulunan taç kısmı oldukça gösterişli ve ihtişamlı. İnce işçilikle işlenmiş işlemelerin yanı sıra şans tanrıçası Tike ve Medusa kabartmaları göz kamaştırıyor. Tapınağın önünde ise 4 tane boş kaide var. Tarihçilere göre kaidelerin üzerlerinde zamanın Roma imparatorları Galerius, Maksimianus, Diocletianus ve Constantinus’un heykelleri bulunuyormuş.
Domitian Tapınağı
Domitian Tapınağı
Efeste Romalı bir İmparatora adanan ilk tapınaktır. M.S. 81-96 yılları arasında İmparator Domitianus adına inşa edilmiş. Domitianus ölümünün ardından zalimliği ve kötü yönetiminden dolayı lanetlenmiş. Bunun üzerine Roma senatosu imparatorun isminin yazıtlardan silinmesine karar vermiş. Bunu yapmak tapınağa büyük zarar verebileceğinden dolayı heykelinin başı koparılarak yerine babasının heykelinin başı konulmuş.
Trajan Çeşmesi
Trajan Çeşmesi
Hadrian Tapınağının az ilerisinde yer alan Trajan Çeşmesi, Roma İmparatoru Traianus ile Efesli Artemis adına yapılmış. 2 katlı olarak inşa edilmiş yapının büyük bir havuzu bulunuyor. Aslında çeşmenin orjinalinde havuzun ön kısmında İmparator Trajan’ın büyük bir heykeli bulunuyormuş. Fakat şimdilerde ise bu heykel ve diğer önemli eserler Efes Müzesi’nin ”Çeşme Kalıntıları” bölümünde sergileniyor.
Belediye Binası (Prytaneion)
Belediye Binası
Prytaneion yani belediye binası, M.Ö. 3.yy’da inşa edilmiş olan yapıdır. Efes Antik Kenti yönetimi ile ilgili önemli konuların konuşulduğu ve diplomatik olayların görüşüldüğü bir devlet dairesidir. Artemis ve Ephesia heykelleri binaya ait oldukça gösterişli ve önemli eserlerdendir. Bu iki özel heykel şu anda Efes Müzesinde sergileniyor. Kentin idaresi ile sorumlu olan yöneticilerin makamları da Belediye Binasında bulunuyor.
Efes Antik Kenti Nerede?
Efes Antik Kenti Ziyaret Saatleri 2023
YAZ DÖNEMİ
KIŞ DÖNEMİ
1 Nisan – 1 Ekim
1 Ekim – 1 Nisan
Açılış Saati: 08:00
Açılış Saati: 08:30
Kapanış Saati: 20:00
Kapanış Saati: 17:30
Efes Antik Kenti, haftanın her günü açık.
Efes Antik Kenti Giriş Ücreti 2023
Giriş Ücreti: 200 TL’dir. Antik kenti ziyaret sırasında Müzekart geçerli.
Efes Antik Kenti’ne Nasıl Gidilir?
Öncelikle Efes Antik Kentine gidebilmek için İzmir’e bağlı Selçuk ilçesine gitmek gerekiyor. Bunun içinde İzmir şehirlerarası otogarından Selçuk yönüne hareket eden dolmuşlara binmelisiniz. Diğer bir seçenek olarak da İzmir’den Tepeköy İZBAN istasyonuna giderek oradan Selçuk İlçesine ulaşabilirsiniz. Buradan da ilçe merkezinde bulunan Selçuk otogarından kalkan Efes dolmuşlarına binerek 15 dakikalık bir yolculuğun arından antik kente ulaşabilirsiniz. Ayrıca İzmir ile Selçuk arası 80 km mesafede bulunuyor ve yaklaşık 1 saat sürüyor.
Efes Antik Kenti İletişim & Adres
Adres: Efes Harabeleri, 35920 Selçuk/İzmir E-mail:efesmuzesi@kultur.gov.tr Tel 1: 02328926010 Tel 2: 02328926011
Mevlana Türbesi ile ilgili edindiğim bilgileri ve gördüklerimi paylaşmadan önce şunu belirtmeliyim ki manevi huzuru ve insan olmanın asıl gayesini öğrendiğiniz bir ziyaret mekanı burası. Dünyevi arzuların ve isteklerin bir kenara bırakılıp iç huzuru damarlarınıza kadar hissedeceğiniz ”Mevlana Türbesi” ziyaretiniz emin olun size pek çok şey katacak. Özelliklede türbenin içerisinde bulunan mezarların ve eserlerin yanı sıra Mevlana Celaleddin Rumi‘nin hayatı ile ilgili edineceğiniz bilgiler inanın insanı çok fazla etkiliyor. Gelin şimdi hep beraber hakikatin birliğini aşkla inşa etmek isteyen Hz. Mevlana ve Mevlana Türbesini tanıyalım.
Bu güzel mekanı ziyaret ettikten sonra Konya’da bulunan tarihi 5000 yıl öncesine dayanan Sille Köyü‘nü de gezmenizi tavsiye ederim. Sille köyü ile ilgili detaylı bilgileri yazıyı tıklayarak edinebilirsiniz.
Mevlana Türbesi (Müzesi) – Konya
”NE OLURSAN OL YİNE GEL”
Anlamı oldukça derin olan sözleri duymayanımız yoktur. Konya denilince ilk akla gelen Hz. Mevlana, Mevlana denilince de kulaklarımızın aşina olduğu ve mutlaka bir yerlerden duyduğumuz bu anlamlı sözler gelir aklımıza. ”Ne Olursan Ol Yine Gel ” sözleriyle, haramdan dön gel, yanlıştan dön gel, bin kere harama düşmüş ve tövbeni bozmuş olsan da gel, ne olursan nerede olursan ol yine gel der Mevlana.
Her din, dil ve ırktan insana gel çağrısında bulunarak farklılıkları ortadan kaldıran bir mutasavvıf olan gönül dostu, ”Bizim dergahımız ümitsizlik dergahı değildir” diyerek herkese kucak açar. Hz. Mevlana hoş görünün ve alçak gönüllülüğün simgesidir.
Mevlana Türbesi’nin dış görüntüsü
MEVLANA’NIN YEDİ ÖĞÜDÜ
Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol.
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol.
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol.
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol.
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol.
Hoşgörülükte deniz gibi ol.
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
Hz. Mevlana’nın Hayatı
Hz. Mevlana’nın Hayatı
Hz. Mevlana 30 Eylül 1207 yılında Horosan’ın Belhşehrinde dünyaya gelir. Asıl Adı Muhammed Celaleddin olan Mevlana Hazretleri’nin babası Sultan-ül Ulema (alimlerin sultanı) olarak bilinen Bahaeddin Veled, annesi ise Belh Emiri’nin kızı Mümine Hatun‘dur.
Hz. Mevlana 4-5 yaşlarında iken Belh şehrine yapılan Moğol istilalarından dolayı ailesi göç etme kararı alır. Bunun üzerine anne, babası ve aile yakınları ile birlikte yola koyularak Mekke, Medine’ye uğrayıp hac görevlerini yerine getirirler. Babası Bahaeddin Veled bize Anadolu toprakları işaret edildi der ve Anadolu’ya doğru yola koyulurlar. Yol üzerinde bir çok şehirde konakladıktan sonra 1222 yılında Karaman’a gelirler ve tam 7 sene boyunca kalırlar. Bu kaldıkları dönemde annesi Mümine hanım vefat eder. Kabri Karaman’a defnedilir.
Hz. Mevlana’nın Evliliği
1225 yılında Şerefeddin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile dünya evine giren Hz. Mevlana’nın bu evlilikten Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu olur. Yıllar sonra vefat eden Gevher Hatun ardındanKerraadında dul bir hanımla evlenir. Kerra Hatun’un bir çocuğu vardır. Bu evlilikten de Muzaffereddin, Emir Âlim Çelebi ve Melike Hatun isminde üç çocuğu dünyaya gelir.
Hz. Mevlana’nın Konya’ya Gelişi
O dönem Konya, Selçuklu Devleti’nin başkentidir ve 211 yıl boyunca da başkent olarak kalır. Selçuklu devletinin başında Sultan Alaeddin Keykubat vardır. Hz. Mevlana ve ailesini Konya’ya davet eder. Bu daveti geri çevirmezler ve 3 mayıs 1229 yılında Konya’ya gelirler.
Eskiden gül bahçesi olan alan
Sultan Alaeddin Keykubat için bu aile oldukça değerlidir. O yüzden Saray’ın gül bahçesinihediye eder. Şu anki Mevlana Türbesi’nin bulunduğu alan o zamanlar Saray’ın gül bahçesidir. Hediye edilen bahçe o günden sonra tüm Mevlevi dergahlarının merkezi olur. Mevlana Türbesi’nin yanında olan Selçuklu dönemi eserlerinden İplikci Cami‘ni medrese, ilim irfan merkezi olarak kullanırlar. Vaazlarını ve sohbetlerini burada verirler.
12 Ocak 1231 yılında Hz. Mevlana’nın babası Sultanü’l Ulema Bahaeddin Veled vefat eder. Kabri gül bahçesinin içerisine defnedilir ve buraya defnedilen ilk mezardır. Dönemin ileri gelenleri Hz. Mevlana’ya kabrin üzerine bir kubbe yaptırmak istediklerini söylerler. Fakat Hz. Mevlana ”Gök kubbeden daha güzel bir kubbemi vardır?” diyerek teklifi reddeder.
Kubbe-i Hadra ( Yeşil Kubbe)
Kubbe-i Hadra ( Yeşil Kubbe)
Hakikatin birliğini aşkla inşa eden Hz.Mevlana17 Aralık 1273 yılında çok sevdiği rabbine kavuşur. Vefatının ardından babasının baş ucuna defnedilir. Sevenlerinin istekleri üzerine oğlu Sultan Veled, Hz. Mevlana’nın mezarının üzerine kubbe yaptırılmasına izin verir. Aradan geçen 1 yılın sonunda ”Kubbe’i Hadra” yeşil kubbe inşa edilir. Kubbenin etrafında oldukça gösterişli olan çini işlemelerinde Ayetel Kürsi yazılıdır. Kubbenin tepesinde ters hilal içerisinde bir Mevlevi şapkası vardır. Burasının bir Mevlevi Dergahı olduğunun göstergesidir. Bu kubbenin yapımından sonra Mevlana Türbesi’nin bulunduğu alandaki yapılar zamanla tek tek eklenerek şu anki gördüğümüz alan, odalar ve bölümler oluşmuş.
Mevlevi Dergahı ve türbesi, 1926 yılında ”Konya Asar-ı Atike Müzesi” adı ile müze olarak hizmete açılmış. 1954 yılında da adı ”Mevlana Müzesi” olarak değiştirilmiş. Türbe, Konya’nın merkez Karatay ilçesinde bulunuyor.
Mevlana Türbesi Giriş Kapıları – Huzura Açılan Kapılar
Türbeye Açılan Kapılar
Mevlana Türbesine gidilen avluda 4 tane kapı bulunuyor.
Çelebiyan Kapısı: Çelebilerin ikamet ettikleri mahallelere açılan kapıdır ve sadece çelebiler tarafından kullanılır. Kapı’nın üzerinde Sultan II. Mahmud’un tuğrası yer alıyor.
Küstahan Kapısı: Gül bahçesine açılan kapıdır. Küskünler kapısı olarak bilinen kapı dergah’a kabul edilmeyenlerin çıkarıldığı kapıdır.
Dervişhan Kapısı ( Cümle Kapısı) : Dergahın ana giriş kapısıdır. Mevlevi dervişlerinin kullandığı kapıdır.
Hamuşan Kapısı: Suskunlar kapısıdır. Üçler mezarlığına bakar. II. Mahmud tarafından yaptırılmıştır.
Ruhlar Bahçesi adı verilen dergahın avlusuna girdiğinizde karşınıza Selsebil Çeşmesi ve Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim döneminde yapılan bir şadırvan çıkıyor. Selsebil Çeşmesi’nin üzerindeki farklı işlemelere sahip olan şapka bölümü bir Roma lahidin’e ait. Mutfağın hemen önünde Aslan ağızlı bir mermer oluktan su akan Şeb-i Arus çeşmesi yer alıyor. ”Benim ölüm günüm düğün gecemdir” diyen Hz Mevlana’nın ölüm yıldönümü törenleri burada yapılır. Bahçede Mevlevilere ve neyzenlere ait mezarlar bulunuyor.
Mevlevilere ve Neyzenlere ait mezarlar
Mevlana Türbesi’nin İçi
Tilavet Odası
Tilavet, Kuran-ı Kerim’i sesli ve makamına uygun bir şekilde okumaya denir. Müze, dergah olduğu dönemlerde avlunun karşısında bulunan bu odada kesintisiz bir şekilde Kuran-ı Kerim okunduğu için Tilavet Odası adı verilmiş. Daha sonraları da oda eski eserlerin sergilendiği bir müzeye dönüştürülmüş. Mevlana Türbesi içindeki bu bölümde hat yazıları sergileniyor ve oda da oldukça önemli eserler yer alıyor.
Ihlamur ağacından yapılan Kabe resmi
Peygamber efendimizin Hile-i Şerifi’nin bulunduğu levhada Kalem Suresi işlenmiş. Yeser-i Zade’nin söylediği sözlerin işlendiği diğer bir levhada da ”Burası aşıkların Kabe’si oldu. Buraya eksik gelen tamamlanmış olarak gider” yazılıdır. Yukarıdaki resimde görmüş olduğunuz ıhlamur ağacından işlenerek yapılan Kabe resmi de oldukça dikkat çekiyor.
Huzur-i Pir – Mezar Odası
Bu oda da Hz. Mevlana’nın, ailesinin, mevlevi büyüklerinin ve Horosan Erleri‘nin mezarları bulunuyor. Metal parmaklıklarla ayrılan bölüm Huzur-i Pir odasının en önemli bölümüdür. ”Kutupların Kubbeleri” denilen bu oda da Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled, eşi Kerra hatun, kızı Melike Hatun, soyundan gelenler ve Mevlevilikte hizmet görmüş velilerin kabirleri bulunuyor.
Hz. Mevlana’nın mezarının olduğu odaya açılan kapı
Huzur-i Pir odasında bulunan çift başlıklı sanduka sizi biraz şaşırtabilir. Babası Bahaeddin Veled’in başucuna defnedilen Hz. Mevlana’nın hemen yanında büyük oğlu Sultan Veled’in mezarı bulunuyor. Bu yüzdende baş kısmında çift başlık bulunuyor. Üzerinde bulunan mermerden sanduka Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmış. Onunda üzerinde II. Abdülhamit tarafından hediye edilmiş puşide ismi verilen örtü bulunuyor. Gül ve lale motiflerinin bulunduğu örtüde Ayetel Kürsi, Fatiha Suresi ve bazı ayetler yazılıdır.
Hz. Mevlana’nın Kabri
Mevlana Türbesi’nin Sırrı
Yıllardır halk arasında söylenen bazı söylentilerde Hz. Mevlana defnedilirken babasının mezarının oğluna olan saygısından dolayı ayağa kalktığı sözü dolanır durur. 25 yıl Mevlana Müzesi’nde müdürlük yaptıktan sonra emekli olan Erdoğan Erol, bütün bu söylentilerin doğru olmadığını belirtir. Kulaktan kulağa söylenerek çoğalan söylentinin aslına gelecek olursak;
Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Hz. Mevlana’nın vefatının ardından mezarının üzerine konulması için ceviz ağacından yapılmış bir sanduka yaptırır. Yalnız normal sanduka ölçülerinden bir hayli büyük ölçülere sahiptir. Hz. Mevlana’nın oğlu Sultan Veled vefat edince babasının yanına defnedilir. İki mezarın başında tek sanduka olamayacağı için dönemin padişahı Kanuni Sultan Süleyman, Mevlana’nın üzerindeki sandukayı kaldırtarak, babasının mezarının üzerine koydurur. Hz. Mevlana ve oğlu içinde yeni birer sanduka yaptırır. Bahaeddin Veled’in Horosan Çamurundan yapılmış olan sandukasının üzerine başka bir sanduka daha eklenince oldukça yüksek bir hale gelmiş. Bu yüzden de bu tür söylentiler ortaya çıkmış.
Sema Odası
Huzur_i Pir odasından geçilerek Semahane’nin olduğu alana çıkılıyor. II. Abdülhamit tarafından inşa edilen bölüm sema yapılan alandır. 2 kat dan oluşuyor. Üst kat hanımların sema gösterilerini izlemeleri ve mesnevi sohbetlerini dinlemeleri için ayrılmış. Alt kat ise müzik aletleri çalanlar ve semazenler için ayrılmış. Müzeye dönüştürüldükten sonra alt kat da Peygamber efendimizin sakalı şerifi, Hz. Mevlana yakınlarına ait değerli eşyalar, yazma eserler, müzik aletleri gibi o döneme ait pek çok değerli eşya sergileniyor.
Beş Büyük Eser
Hz. Mevlana’nın kıyafetlerinin de sergilendiği alanda kendisine ait beş değerli eser bulunuyor. Fikirleri, düşünceleri ve bütün şiirlerinin toplandığı Divan-ı Kebir kitabı içlerinden en büyüğüdür. Özellikle eserler içerisinden yaprakları siyah renk olanKuran-ı Kerim mutlaka dikkatinizi çekecektir. 19.yy ait altın yaldızlarla işlenmiş olan Kuran-ı Kerim karanlıkta ve ay ışığında rahatlıkla okunabilme özelliğine sahip.
Sema Nedir? Nasıl Yapılır?
Sema sembolik olarak kainatın oluşumunu, insanın alemde dirilişini, kul olduğunu idrak edip Rabbine teslimiyetini simgeler. Hz. Mevlana hayattaki her şeyin bir döngü içerisinde olduğunu, Dünyanın kendi etrafında dönmesini, Güneşin Dünya etrafında dönmesini, gezegenlerin kendileri etrafında dönmelerini ve kainattaki canlı cansız tüm varlıkların dönerek Allah’ı zikrettiklerini düşünür.
Bir gün Hz. Mevlana, Selahaddin Zerkubi’nin sarraf dükkanının önünden geçerken çırakların altınları dövme sesleri ile aşka gelir ve Allah, Allah diyerek dönmeye başlar. İlerlemiş yaşına rağmen Selahaddin Zerkubi de eşlik ederek döner ve çıraklarına altınları dövmeye devam etmelerini söyler. Ziyan olmaları önemli değil yeter ki Mevlana Hazretleri aşk ile dönsün der.
Sema Gösterileri
Günümüzde semazenler Hz. Mevlana’nın bu dönüşünü devam ettirirler. Sema törenleri Mevlevi müziği ile yapılır. Sema’nın yapıldığı alanın yuvarlak olması Dünya’ya, Postnişin Güneşe, semazen başı Ay’a ve semazenler de Gezegenlere benzetilir. Böylelikle Sema’nın Güneş’i sembolize ettiği düşünülür.
Semazenler dönerken sağ elleri yukarıya semaya açık, sol elleri ise yere doğru bakar. Bunun nedenini ise Hz. Mevlana şöyle açıklar. ”Bizler birer aracıyız. Hak’tan alır, halka veririz” der. Semazenin elbisesi kefeni, başındaki şapkası mezar taşını ve üzerindeki siyah hırka ise mezarı simgeler. Sema sırasında dönüşlerde sol ayak sabit olup sadece sağ ayağın yaptığı çark ile dönülür. Semayı yapan kişi bütün dünyevi isteklerini, nefsini ve arzularını bir kenara koyarak döner. Tek amacı Rabbine kavuşmaktır.
Mutfak Bölümü
Yer sofrasında oturan dervişler
Dergahın yemeklerinin piştiği bu bölümde sadece yemek değil insanda pişer ve olgunlaşırmış. Büyük kazanlarda pişirilen yemekler gelen misafirlere ikram edilerek en iyi şekilde ağırlanmaya çalışılırmış. Odanın bir bölümünde semazenler ve yer sofrasında yemek yiyen dervişleri görürsünüz. Ateşbaz Veli yemekhanenin baş aşçısıdır ve türbesi bulunuyor. Meram SSK hastanesinin arkasında bulunan türbe Dünya’da ilk defa bir aşçıya yapılmış türbedir. Bu bölümde suyun olması ve suyu ısıtacak yerin bulunmasından dolayı gasilhane olarak da kullanılmış.
Nevniyaz Makamı
Bu bölüm Mevleviliğe yeni girmek isteyenler için ayrılmış küçük bir alan. Saka postu serili olan alanda kabul edilmeyi bekleyen kişi dizlerinin üzerinde üç gün boyunca bekletilir. Sabırla bekleyip ibadetini yerine getirir ve Mevleviliğe layık olduğu kanaat edilirse aşağıda bulunan ayakkabısı içe doğru çevriliyor. Bu Mevleviliğe kabul edildiğini gösterir. Kabul edilmeyenlerin ayakkabıları da ters çevrilir ve Küstehan yani Küsmüşler Kapısından çıkarılır.
Mevlana Türbesi Nerede?
Mevlana Türbesi’ne Nasıl Gidilir?
Özel Araçla; Konya şehir merkezine geldiğiniz zaman burada bulunan Mevlana Türbesi tabelalarını takip ederek kolaylıkla ulaşabilirsiniz.
Otogardan Ulaşım; Otogara 100 metre mesafede bulunan çarşı yönüne giden tramvaya binerek, Alaeddin Durağında inin. Şehir merkezinde bulunan duraktan yaklaşık 5 dakikalık kısa bir yürüyüşün ardından Mevlana Türbesine ulaşırsınız.
Dolmuşla ulaşım; Otogarın önünden geçen, çarşı yönüne doğru giden dolmuşlara bindiğinizde sizi Mevlana Türbesinin çok yakın bir mesafesine kadar götürür.
Havalimanı ile ulaşım; Havalimanından kalkan Havaş otobüslerine bindiğinizde sizi Alaeddin Durağına götürür. Burada inerek kısa bir yürüyüşün ardından türbeye ulaşabilirsiniz.
Mevlana Türbesi Ziyaret Saatleri 2023
YAZ DÖNEMİ
KIŞ DÖNEMİ
1 Nisan – 1 Kasım
1 Kasım – 1 Nisan
Açılış Saati: 09.00
Açılış Saati: 10:00
Kapanış Saati: 19.00
Kapanış Saati: 16:30
Mevlana Türbesi Ziyaret Günleri 2023
Türbe ve Müze bölümü her gün açık.
İletişim: (0332) 351 12 15
Mevlana Türbesi Giriş Ücreti 2023
2014 yılında Mevlana’yı anma etkinliklerinde alınan karar ile Mevlana Müzesi’ne girişler ücretsiz yapılmıştır.
Mevlana Türbesi (Müzesi) İletişim & Adres Bilgileri
Mevlana Türbesi, Konya’nın ziyaret edilecek en önemli ve maneviyatı yüksek yeri diyebilirim. Bir çok defa türbeyi ziyaret etme fırsatı bulmama rağmen emin olun insan o manevi huzura doyamıyor ve bir daha gitmek istiyor. Siz siz olun Konya’ya gelmişken yaşamını ”Hamdım, piştim, yandım” sözleriyle özetleyen Allah dostunun mekanını es geçmeyin. Hatta sırf Hz. Mevlana’nın türbesini ziyaret etmek için bile Konya gezisi planlayabilirsiniz. Sizlere Mevlana Hazretlerinin güzel bir öğüdüyle veda etmek istiyorum.
Sille Köyü, hakkındaki yazıma başlamadan önce şunu belirtmeliyim ki bu tarihi köy oldukça meşhur bir köy. Konya denilince MevlanaTürbesi‘nden ‘dan sonra ilk akla gelen yerlerden biri. Tarihi çok eskilere, 5000 bin yıl öncesine dayanan bu harika köy Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı döneminden izler taşıyor. Şimdi gelin hep beraber Konya‘nın gizli bir köşesinde saklı kalmış tarihi Sille Köyü’nü beraber gezelim.
Sille Köyü | 5000 Yıllık Tarihi Köy
Sille Köyü Tarihi
Sille Köyünden güzel bir kare
Konya merkeze 8 km uzaklıkta olan yerleşim yeri eski bir Rum Köyü’dür. Bölgede yapılan araştırmalarda Frig uygarlığına ait kalıntılara rastlanılmış. Çevrede bulunan taş eserler ve mimari özelliklere bakıldığında Roma döneminde inşa edildiği düşünülüyor. Antik dönemde ismi ”Su Perisi” anlamına gelen Sylla olarak bilinen Sille, Kudüs yolu üzerinde yer aldığı için önemli bir dini merkez olmuş.
Selçuklular’ın Konya’yı hakimiyetleri altına almaları ile Konya merkezde bulunan Gayrimüslümler Sille Köyü’ne göç etmişler. Erken Hristiyanlık döneminin ilk merkezlerinden olan yerleşim yerinde Müslümanlar ve Gayrimüslümler yıllarca birarada yaşamışlar.18 bin kişiye ulaşan nüfusuyla iç içe kardeşçe bir yaşam sürmüşler.
Ama bu düzen Haçlı Ordusu’nun bölgeyi talan etmesiyle bozulmuş. Pek çok Rum korktuklarından dolayı bulundukları bölgeyi terk ederek İstanbul‘a göç etmişler. Nüfusu oldukça azalan Sille’ye 1226 yılında Sultan I. Alaeddin Keykubat’ın, Ermenistan seferi dönüşünde Peçenek Türkleri’ni getirerek can katmış. Daha sonraki yıllarda da nüfus mübadelesi ile Rumlar Yunanistan’a göç etmişler.
Macar gezgin Bela Horvarth’ın yaptığı araştırmalar ve aldığı notlarda 1913 yılında bölgede 60 tane Klise’nin olduğunu belirtmiş.
Sille Köyü Mağaraları
Sille Köyü Mağaraları
Bölgede oldukça fazla mağaraya denk gelirsiniz. Sebebi ise Hristiyanlığın ilk yıllarında yapılan baskınlarda halk korunmak ve saklanmak amacıyla bu mağaralara gizlenmiş. Buram buram yaşanmışlık ve tarih kokan Sille’de yürürken rast geldiğimiz bu mağaralar bizi adeta geçmişte yolculuğa çıkarıyor. Farklı kullanım amaçlarıyla yapılmış olan mağaraların çoğunluğu barınma yeri olarak yapılsa da bir bölümü mezar ve kilise olarak kullanılmış.
Farklı kültürlerin bir arada yaşadığı yer her ne kadar zarar görsede o dönemlere ait Camiler, kiliseler, şapeller, köprüler, hamamlar, çeşmeler, su yolları göze çarpmaktadır. Bazı yapılar restore edilerek günümüze kadar ulaşmayı başarabilmiş. Şu anda Konya’nın Selçuklu ilçesine bağlı olan tarihi Sille Köyü, Konya Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu tarafından “Kentsel Sit Alanı“ olarak ilan edilmiş.
Sille Köyü’nde Gezilecek Yerler
Aya Elenıa Kilisesi
Aya Elenıa Kilisesi
Buraya gelmeden önce biraz araştırma yaptığınızda bölgenin en önemli ve dikkat çeken yerinin Aya Elenıa Kilise’si olduğunu görürsünüz. Bir arada dostça yaşanmış yıllardan günümüze kadar ulaşmış bu yapı, 327 yılında Bizans İmparatoru Konstantin’in annesi Helena tarafından, Michael Archangelos adına yaptırılmış. Hac için Kudüs’e giden Helena, yol üzerinde uğradığı Konya’da Hristiyanlık döneminden kalma oyma mabetlerin olduğunu fark edince buraya bir kilise yaptırmaya karar verir.
Konya il merkezine 7 km mesafede bulunan Kilise’nin inşası sırasında kesme Sille taşları kullanılmış. Avlu kısmında kayalara oyulmuş odalar görürsünüz. Kilise’nin üzerinde bir kitabe yer alıyor. Bu kitabede bu Kilise’nin Konstantin’in annesi Helena tarafından yapıldığı bilgileri yer alıyor. Kilise’nin kemerlerine Meryem Ana, Hz. İsa’nın vaftiz edilmesi, Hz. Adem ve Havva’nın cennetteki yasak elmayı yemesi ve cennetten kovulma sahneleri işlenmiş.
Aya Elenıa Kilisesi kemerleri
Ayrıca iç kapısının üzerinde bulunan Yunan harfleri ile yazılmış 1833 tarihli başka bir kitabe daha bulunuyor. İçeriğinde yüzyıllardır çok fazla tadilattan geçen Kilise’nin dördüncü onarımının Sultan Abdülmecid döneminde yapıldığı bilgileri yer alıyor.
Kilise’nin kubbe kısmında Musa, Süleyman, Davut ve Danyal peygamberin tasvirlerinin yanı sıra merkezinde ise Hz.İsa’nın tasviri yapılmış.
Ak Manastır ( Eflatun Manastırı )
Ak Manastır
Hristiyanlığın ilk yıllarında kayalara oyularak yapılmış Ak Manastır olarak da bilinen Eflatun Manastırı hem İslam dini açısından , hem de Hristiyanlık açısından oldukça önemli bir yere sahip. Semavi Eyice ve Danimarkalı Carsten Niebuhr’un manastırda detaylı incelemelerde bulunmuşlar ve batı dünyasına kilisenin varlığını ve edindikleri bilgileri yayınladıkları yazılarla duyurmuşlar.
Hala içerisinde şapelleri ve yeraltı suyu bulunuyor. Bazı kaynaklarda Mevlana’nın 7 gün 7 gece burada kaldığı ve birşey yiyip içmeden sadece soğuk su içtiği belirtiliyor. Her yıl bir gün burada kaldığı ve gününü mescitte ibadetle geçirdiği diğer bilgiler arasında yer alıyor. Manastırın kitabeleri Konya Arkoloji Müzesi’nde sergileniyor.
Sille Kent Müzesi
Sille Köyü Kent Müzesi Sille Köyü Kent MüzesiSille Köyü Kent Müzesi
5000 yıllık tarihi geçmişe sahip olan Sillede 19. ve 20. yüzyıla ait pek çok eser bu müzede sergileniyor. 2 kattan oluşan müzenin giriş katında Kabe’nin iç örtüsü ve Sille Medresesi’ne ait yazma eserler bulunuyor. Üst katta ise daha çok bölge halkının kullandıkları eşyalara yer verilmiş. Sille’ye özgü çömlekler, halılar, kap kacaklar ve hamam kültürüne ait daha pek çok eser bu bölümde sergileniyor.
Süt Şapeli, Zaman Müzesi KonyaGüneş, Ay, gezegen ve yıldızın konumlarını belirlemek için yapılmış ölçüm cihazı ( Usturlab)Müze’de bulunuan farklı bir usturlab çeşidi.
Türkiye’nin ilk zaman müzesi olan ve ismini süt veren annelerin sütlerinin çekilmesi üzerine çare bulmak amacıyla burayı ziyaret etmelerinden dolayı ”Süt Şapeli” olarak almış. Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait pek çok eser müzede sergileniyor. O kadar ilgi çekici eser var ki hayran kalmamak elde değil. Çok büyük boyutlarda ki özel tasarımlı saatler müzenin duvarlarını süslüyor.
Roma dönemine ait arkeolojik güneş saati örneği ve Osmanlı dönemi güneş saati reprodüksiyonu benim en çok ilgimi çeken eserler arasında yer aldı. Orada bulunan görevliler eserlerle ilgili size detaylı bilgi vererek yardımcı oluyorlar.
Sille Çarşı Hamamı ( Ak Hamam)
Sille Çarşı Hamamı
Sille’nin girişinde bulunan hamam yuvarlak kubbeleriyle hemen dikkatimizi çekiyor. Hacı Ali Ağa Hamamı adıyla da bilinen hamam 1884 yılında Sille deresi’nin kenarına, Osmanlı tarafından yapılmış. Soyunmalık, soğukluk ve sıcaklık adıyla bölümlere ayrılan yapıda, erkek ve kadınlar için ayrı alanlar mevcut. Bu tarihi yapı 1998 yılında restore edilmiş ve Sille Halk Evi Müzesi olarak kullanılmaya başlanılmış.
Şeytan Köprüsü
Şeytan Köprüsü
16. yüzyılda Osmanlı zamanında yapılan köprü, su kemeri olarak inşa edilmiş. İleriki dönemlerde ise iki yamacı birbirine bağlayarak köprü olarak kullanılmaya başlanılmış. Hem isminden hem de görüntüsünden midir bilinmez ama oldukça ürkütücü bir görüntüsü var. Köprünün üzeri 2 kişinin yan yana bile geçemeyeceği kadar dar ve oldukça yüksek.
Tabii köprü ile ilgili oldukça fazla efsane var. Kulaktan kulağa söylenmiş, söylendikçe de çoğalmış bu efsanelerden birine göre; Köprüyü yapan mimarının köprüyü bitirebilmek için buradan geçen ilk kişinin canını alması karşılığında şeytanla anlaşma yaptığı söylenir.
Çay Camii
Çay Camii
Çay Cami 19. yüzyılda inşa edilmiş bir yapı. Sille Deresi’nin kenarında bulunan Çarşı içerisine yapılmış olan bu tarihi Cami çarşısının boşalması ve yerine evlerin yapılmasıyla bir mahalle cami haline gelmiş. Caminin doğu tarafında tek şerefeli bir minaresi bulunuyor. Konya Merkez Selçuklu Belediyesi tarafından “Tarihe Vefa” Projesi kapsamında restorasyonu yapılarak, tekrar ibadete açık hale getirilmiş.
Çömlekçilik
Sille Çömlek Ustası Yaşar Usta
Çömlekçilik aslında Sillede yaşayanlar için bir geçim kaynağı olmuş. 1960’lı yıllardan günümüze kadar ulaşmış olan bu meslek sayesinde Türk ve Rum ustalar çömlek yaparak Anadolu’nun bir çok yerine yaptıkları kap kacakları satarak geçimlerini sürdürmüşler. Çömlekçilik hala Sille‘de oldukça önemli bir yere sahip. Gezerken pek çok dükkanın önünde topraktan yapılmış ürünlere rastlarsınız. Zaten sokaklarında yürürken buram buram Türk kahvesi kokusu insanı mest ediyor. Bunun nedeni de kahvenin topraktan yapılmış cezvelerde pişirilmesi. Bu arada bu güzel köye gelmişken közde pişirilmiş Türk kahvesinin tadına mutlaka bakın derim.
Sille Köyü Nerede?
Sille Köyü’ne Nasıl Gidilir?
Sille’ye en yakın durak 4 dakikalık yürüme mesafesinde bulunuyor. Halk otobüsleri ile bölgeye ulaşmak mümkün. 64-B nolu otobüs, buraya ulaşan İlk otobüstür. 64-A ve 99-A nolu hatları kullanarak da bölgeye rahatlıkla ulaşabilirsiniz. Otobüsler Konya merkezden kalkıyor ve yaklaşık olarak yol yarım sat sürüyor.
Sille’de Ne Yenir?
Bölgede hoş vakitler geçirebileceğiniz cafeler ve restoranlar var. Acıktıysanız ve acaba ne yemeliyim? diye düşünüyorsanız benim size tavsiyem bölgenin en önemli ve lezzetli yemeği Kuzu Tandır’ın tadına bakmanız. Ağızda dağılan lokum gibi kuzu tandırı, hemen hemen tüm restoranlarda bulabilirsiniz. Kahvaltı yapmak yada ayak üstü çabucak bir şeyler atıştırmak isterseniz de sıcak bir çay eşliğinde sac da pişirilmiş peynirli, ıspanaklı, kıymalı gözleme çeşitlerini tercih edebilirsiniz.
Sizde tarihi mekanları gezmeyi seviyorsanız Sille Köyü bunun için bulunmaz bir fırsat. Konya’ya kadar gelmişken bu güzel bölgeyi mutlaka gezmeden dönmeyin derim.
Cennet Cehennem Mağarası, antik çağlardan günümüze kadar doğallığını korumuş çöküntülerdir. Halk arasında Cennet Cehennem çökükleri adıyla bilinen bu mağaralar Mersin’in Silifke ilçesine bağlı Narlıkuyu yakınlarında bulunuyorlar. Yağmur suları, karstik yapıyı aşındırarak bölgede derin ve büyük çukurlar oluşturmuş. Doğal yollarla oluşan bu çukurları merak eden ve görmek için dünyanın her yerinden gelen ziyaretçiler kendilerini oldukça farklı bir atmosferin içerisinde buluyorlar.
Cennet cehennem obruğu
Cennet Cehennem Mağarası Hakkında Bilgi
Cennet mağarası, Cehennem mağarasına 75 metre uzaklıkta bulunuyor. Birbirlerine oldukça yakın bir mesafede bulunan bu iki mağaralara dışarıdan bakıldığında kocaman derin çukurlar olarak görünüyorlar. Biraz ürkütücü gibi görünseler de içlerinde farklı bir dünya barındırıyorlar. İçerisine girdiğinizde bu dediklerimi daha iyi anlayacaksınız. Hadi gelin şimdi şu meşhur Cennet Cehennem Mağaralarını biraz tanıyalım.
Ülkemizin diğer bir yer altı saklı kentiYerebatan Sarnıcınıda mutlaka gezmenizi tavsiye ederim.
Cennet Mağarası
Cennet Mağarasına giden merdivenler
Yan yana oluşmuş çukurlardan biri olan Cennet Mağarası oval bir şekle sahip. Bir ucdan diğer bir uca uzaklığı 250 metre olan mağaranın eni 150 metre derinliği ise yaklaşık 70 metre civarında. Mağaraya inebilmek için 450 basamaklı oldukça geniş olan merdivenleri kullanmak gerekiyor. Şunu belirtmeliyim ki bu iniş biraz yorucu gelebilir size ama inanın çıkışın daha da yorucu olacağı kesin. Nem oranında oldukça yüksek olmasından dolayı özellikle kalp ve tansiyon hastalarının oldukça dikkatli olmalarında fayda var. Tüm basamakları indiğinizde karşınıza çıkan yemyeşil alandan dolayı bu mağaraya adı Cennet Mağarası olmuş.
Meryem Ana Kilisesi
Cennet Mağarasının girişinde bulunan Meryem Ana Kilisesi
Merdivenlerden inerken bizi ilk olarak Meryem Ana için yaptırılmış bir kilise karşılıyor. Kilise’nin giriş kapısının üzerinde bir kitabe göze çarpıyor. 4 satırlık bu kitabede Aziz Paulus adındaki dindar bir kişi tarafından bu kilisenin Meryem Ana’ya ithafen yapıldığına dair yazılar bulunuyor. Oldukça ilginç işlemelerle süslenmiş duvarlarında Hz. İsa ve havarilerinin freskleri bulunuyor. Kilisenin dip kısmında bir akarsu bulunuyor ve merdivenlerden inmeye başladıkça bu akarsuyun harika sesi duyulmaya başlıyor.
Meryem Ana Kilisesi
Cennet Cehennem Mağarası
Zeus Tapınağı
Cennet mağarasının güney tarafında da bir tapınak bulunuyor. İsminin Zeus Tapınağı olduğunu öğrendiğimiz bu yapı Helenistik döneme ait bir tapınak. Genellikle tapınaklarda görmeye alışık olduğumuz resimlerin ve kabartmaların haricinde bu ibadethanenin duvarlarında tapınakta görev almış olan 130 din görevlisinin isimleri yazılı. İleriki yıllarda da burası kiliseye çevrilmiş.
Cehennem Mağarası
Cehennem Mağarası üzerindeki seyir terası
Cennet Mağarasının hemen yanında bulunan Cehennem Mağarası, 128 metre derinliğe sahip. Ağız çapı yaklaşık 50×75 metre ölçülerine sahip olan mağaranın ağız kısmı içe bükey olduğu için içerisine inmek mümkün değil. Cennet mağarasındaki gibi merdivenlerde maalesef bulunmuyor. Aşağıya inmek isteyenler özel izinle inebiliyorlar. Tabii bunun için tecrübeli olmak gerekir. Özelliklede dağcılar özel ekipmanlarıyla bu çukura inebiliyorlar. Bize de özel olarak yapılmış seyir, teras bölümünde setretmek düşüyor.
Cennet Cehennem Mağarası Hikayesi
Bu mağara için söylenmiş birde efsane var. Mitolojiye göre; Bu alanda Zeus ve yüz başlı, ağzından alevler püskürten ejderha Typhon kavgaya tutuşmuşlar. Zeus galip gelmiş ve ölümcül canavar Typhon’u Cehennem Çukuruna hapsetmiş. Daha sonra da Etna Yanardağının altına sonsuza dek hapsetmiş. Bazı rivayetlere göre de günahkarların Cehennem çukurunun içerisine atıldığı söylenir.
Hem bu efsaneler hem de mağaranın içinin bir hayli ürkütücü görünmesinden dolayı buraya Cehennem Mağarası ismi verilmiş.
Astım Mağarası
Astım Mağarası
Çevrede gezilecek diğer güzel bir yerde Astım Mağarasıdır.Cennet Cehennem Mağarasının yaklaşık 600 metre kuzeybatısında yer alan mağaranın astım hastalarına şifa olduğu söylenir. Demir merdivenlerle inilen alan büyüleyici bir güzelliğe sahip. Mağara’ya girdiğimizde dev sarkıtlar ve dikitler arasında kayboluyoruz. Burada edilen tüm dileklerin kabul edileceğine inanılıyor. Muhteşem bir doğa harikası mağaranın diğer bir adı da Dilek Mağarası. Malum isim böyle olunca sevgili halkımız durur mu? Çevrede bulunan ağaç, çalı ne varsa bez parçaları çoktan bağlanmış.
Nem oranı oldukça yüksek olmasından dolayı rahatsızlıkları olanların çok dikkatli etmeleri gerekiyor. Harika bir iç aydınlatmayla zaten muhteşem bir görselliğe sahip olan mağara daha da gösterişli bir hale getirilmiş. Sizde fotoğraf çekmeyi seviyorsanız, objektiflerinize harika resim kareleri yakalayabileceğiniz bulunmaz bir ortam olduğunu söyleyebilirim.
Cennet Cehennem Mağarası Nerede?
Cennet Cehennem Mağarasına Nasıl Gidilir?
Cennet Cehennem MağarasıSilifke’ye 22, mersin Kızkalesi’ne ise 7 km mesafede bulunuyor. Silifke-Mersin Karayolu’nda ilerlerken 20. Km’de kuzey yöne doğru bir yol ayrımı göreceksiniz. Yolu takip ettiğinizde yaklaşık olarak 2 km sonra bölgeye ulaşabilirsiniz.
Cennet Cehennem Mağarası Ziyaret Saatleri
Yaz Dönemi
Kış Dönemi
Kapalı Günler
1 Nisan – 1 Ekim
1 Ekim – 1 Nisan
Cumartesi – Pazar
Açılış Saati: 10:00
Açılış saati: 08:30
Kapanış Saati: 16:00
Kapanış saati: 17:00
Cennet Cehennem Mağarası Giriş Ücreti 2023
Giriş Ücreti 75 TL‘dir. Aynı bilet ile Astım Mağarasını ziyaret etmek mümkün.
Adres: Narlıkuyu Mahallesi Hasanaliler Mevkii İletişim: 03247141019
Adamkayalar, dünyada bir benzeri daha bulunmayan günümüze kadar ulaşabilmiş harika bir antik miras. Bazı yerler vardır ki sizi görür görmez büyüler ve görselliği karşısında hayran kalırsınız. İşte Adamkayalar kabartmalarının bulunduğu alan tam da böyle bir yer.
Adeta bir açık hava müzesi olan Adamkayalar,Mersin’in Erdemli İlçesi’nde Şeytan Vadisi’nin yamacına ustaca işlenmişler. Ulaşımı biraz meşakkatli olsa da inanın harika bir işçiliğe sahip olan alana ulaştığınızda iyi ki gelmişim diyeceğinize eminim.
Yemyeşil bir vadinin etrafına kayalara oyularak yapılan kabartmaların nasıl yapıldığı düşüncesi insanın beynini kurcalamıyor değil. Güçlükle inilen derin bir vadide kabartmalar öyle bir yere yapılmış ki muhteşem manzarasıyla Şeytan Vadisi tam karşısında yer alıyor. Antik dönemde yapılan bu tür görkemli yapıları genellikle ulaşılması zor alanlara yapmayı tercih ettikleri gibi manzara olarak da en güzel yere konumlandırmışlar.
Adamkayalar Kabartmaları
Roma dönemine ait kabartmalar
Kabartmaların bulunduğu alanı bulmak pek de kolay değil. Sizlere aşağıda Adam Kayalara Nasıl Gidilir? başlıklı bölümde bu bölgeye nasıl ulaşabileceğiniz ile ilgili tüm detayları anlatmaya çalıştım. Şimdi gelelim bu harika güzelliklerin bulunduğu alanı keşfetmeye.
Şeytan Deresi
Adamkayalar Tarihi
Alana ilk girdiğinizde sağ tarafınızda kabartmaların olduğu bölümü göreceksiniz. Sol tarafınızda ise bütün ihtişamıyla boylu boyunca uzanmış Şeytan Deresi yer alıyor. Kayaların üzerleri oyularak yapılmış toplam 9 nişyani çerçeve bulunuyor. Bunların içlerinde ise 11 erkek, 4 kadın, 2 çocuk, bir dağ keçisi ve 1 Roma kartalı kabartması yer alıyor. Kabartmaların tarihiM.Ö 4 yy’dan, M.S 2 yykadar uzanıyor. Roma dönemine ait olduğu düşünülen kabartmaların bulunduğu nişlerin içlerinde dönemin önemli kişileri ve rahiplerinkabarmaları yer alıyor. Bu da bölgenin kutsal bir alan olduğu düşüncesini destekliyor. Rahiplerin kabartmaları yapılarak da onlara duyulan saygı ve minnet gösterilmeye çalışılmış.
Kayalara oyularak yapılmış kabartmaların geriden görüntüsü
Kabartmaların her birinin altında kim tarafından ve kimler adına yapıldığı hakkında bilgiler mevcut. Figürleri simgelenen rahiplerin isimleri de bu yazıtlarda belirtilmiş. Fakat hala bu bölge ve kabartmalar hakkında kesin bilgilere ulaşılamamış.
Kayalar içerisinde en sık rastlanan figürler ölülerin ziyafet sahneleri oluyor. Genellikle ölülerin yalnız olarak resmedildiği kabartmaların bazı bölümlerinde eşleri ve oğullarının da olduğu kabartmalar dikkat çekiyor.
Askerlerin aileleri ile vedalaşma sahneleri
Başka bir kabartmada ise ölmüş olan bir askerin eşi ve çocuklarıyla vedalaşması sahnelenmiş. Ayakta duran asker, oturmuş vaziyette bulunan eşiyle tokalaşırken, hemen ön kısmında da çocukları yer alıyor. Kabartmaların bulunduğu nişin önünde sunaklar bulunuyor. Yağmur sularının ve doğal faktörlerin zarar verdiği kabartmaların bazı bölümleri tahrip olmuş durumda. Defineciler kabartmalara av tüfekleri ile ateş ederek zarar vermelerinin yanı sıra alanda dinamit patlatarak eserlerin ve çevrenin önemli ölçüde zarar görmelerine neden olmuşlar. Öyle ki bu güzel alanın bazı bölümlerinde de insanları rahatsız edecek şekilde çöpler bulunuyor. Bu da bizim tarihi eserlere ve çevreye ne kadar duyarlı olduğumuzun bir göstergesi diye düşünüyorum.
Oturarak ayin yapılan alan ve kabartmalar
Adamkayalar sadece bu bölgeyle sınırlı değil. Yaklaşık olarak 25 metre ileride kabartmaların devamı yer alıyor. Bu bölümde bizi biraz rahatına düşkün kabartmalar karşılıyor 😀. Uzanmış şekilde bulunan figürlerin sağ tarafında bir erkek ve kadın figürü bulunurken sol tarafında ise çerçeve içerisinde 3 tane asker resmedilmiş. Kabartmalara çıkan yol üzerinde 5 adet basamağın olması buranın oturarak ayin yapmak için düzenlenmiş bir alan olduğunu işaret etmektedir.
Adamkayalar’a Nasıl Gidilir?
Adamkayalar’ı bulmanıza yardımcı olacak tabelalar
Mersin’e 72 km ve Kızkalesi’ne yaklaşık olarak 7 km mesafede bulunan Adamkayalar’a ulaşabilmek için Kızkalesi– Erdemli yolu ile ilerlediğinizde karşınıza Adamkayalar tabelası çıkacaktır. Buradan kuzey yönüne doğru dönerek Hüseyinler yolu ile ilerlemeye devam etmelisiniz. Yaklaşık 7 km’lik bir yolculuğun ardından Adamkayalar tabelasını görürsünüz. Eğer Hüseyinler tabelasını görürseniz bu çok ileri gittiğinizi gösterir. Buraya kadar devam eden yolun bundan sonraki kısmı bozuk ve toprak yol olarak devam ediyor. Aracınızı uygun bir yere park ederek yola yürüyerek devam etmelisiniz.
Bu bölgeye gereken önem maalesef gösterilmemiş. Kabartmaların bulunduğu alana inebilmek için merdiven yada yol bulunmuyor. Kayaların üzerlerine yapılmış olan ok işaretlerini takip ederek vadiden aşağıya doğru inmek gerekiyor. Şunu belirtmeliyim ki bu iniş sanılandan daha zor. Dik bir yamaçtan inildiği için küçük bir dikkatsizlik oldukça büyük sorunlara yol açabilir. Acele etmeyin. Dikkatli ve yavaş yavaş inmeye çalışın. Elinizde hiçbir eşya bulunmamasına ve ayakkabınızın bu tür yerler için uygun olmasına özellikle dikkat edin.
Adamkayaları merak edip görmek isteyen çoğu ziyaretçiler buralara kadar gelip sırf Şeytan Deresine inen yolun zor ve tehlikeli olmasından dolayı geri dönebiliyorlar. Eğer sizin de bu güzel antik alanı gezme niyetiniz varsa bütün bu sorunları göz önünde bulundurmanızı tavsiye ederim.
Ayrıca emin olun benzersiz güzelliğe sahip olan Adamkayaları görünce bu meşakkatli yolculuğu hemen unutuveriyorsunuz.
Adamkayalar Nerede?
Adamkayalar Giriş Ücreti 2023
Adamkayaları gezebilmek için hiç bir ücret ödenmiyor.
Adamkayalar Ziyaret Saatleri
Adamkayalar’ın bulunduğu alanı ziyaret edebilmek için herhangi bir saat sınırlaması bulunmuyor. Günün her saatinde ziyaret edilebilir.
Bugünkü gezimizin de sonuna geldik. Adamkayalar Kabartmaları gerçekten de görülmeye değer bir yer. Bu güzel alanı gezebilmek için yaklaşık olarak 3 saatinizi ayırmanız yeterli olacaktır. Günübirlik bir gezi olacağından burayı gezdikten sonra kalan zamanınızda Mersin’in görülmeye değer diğer güzel alanlarını da gezebilirsiniz. Özelliklede doğal bir oluşum olan Cennet Cehennem Mağarasını gezmenizi tavsiye ederim.
Mersin gezilecek yerler bakımından oldukça önemli bir yere sahip. Özellikle ilk defa gidenler için şaşırtıcı bir şehir olabilir. Benim gibi Mersin’e ilk defa gidenlerdenseniz ve Mersini sadece denizi ile ünlü bir şehir olarak düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Oldukça fazla tarihi geçmişe şahitlik etmiş mekanlarının yanı sıra doğal güzellikleri ile de göz kamaştıran bir şehir. Mersin merkez haricinde ilçelerinde de önemli gezilecek yerler mevcut. Bu tatil için sadece birkaç gününüzü ayırdıysanız büyük ihtimalle aşağıda bahsedeceğim çoğu güzellikleri gezme imkanınız olmayacaktır. Çünkü sadece merkez dışında gezilecek yerler için 2 gününüzü ayırmanız gerekir. Hem Mersin’in masmavi denizinin keyfini çıkarmak hem de bu güzel şehirdeki tarihi ve doğal güzellikleri rahat rahat gezip görmek isterseniz 4-5 gününüzü ayırmanız yeterli olacaktır.
Mersin Gezilecek Yerler
Türkiye’nin en büyük yat limanına sahip olan Mersin’e yılda binlerce yerli ve yabancı turist akın ediyor. Bunun en önemli sebebi ise eşsiz güzellikteki denizi, tertemiz plajları ve birbirinden güzel koyları. Yeme içmesini de unutmamak lazım. Özelliklede tantuni denilince ilk akla gelen yerdir Mersin. Harika lezzetlerin buluştuğu şehirde yok yok. Kısaca herkesin isteklerini karşılayabilecek ve mutlu edebilecek her şeyi bulmak mümkün.
Açıkçası ben Mersin gezimden oldukça memnun kaldım. Sizlerle de gezip gördüğüm yerleri paylaşmak istedim. Mersin gezilecek yerler listesinde bölgenin en önemli ve popüler yerlerini bulabilirsiniz. Adamkayalar, Cennet Cehennem Çökükleri, Kız Kalesi, Eshab-ı Kehf Mağarası, Mersin Marina, Mersin Arkeoloji Müzesi, Tarsus Müzesi, Tarsus Şelalesi, Mersin Deniz Müzesi, Solipompeiopolis Antik Kenti, Kleopatra Kapısı, St.Paul Kilisesi, Taş Kuyu Mağarası, Yerköprü Şelalesi görmeden dönülmemesi gereken yerlerden.
Şimdide sıra geldi bu yerler hakkında edindiğim bilgiler ve izlenimlerimi sizlerle paylaşmaya. Hadi gelin hep birlikte Mersin geziniz sırasında size oldukça faydası olacağını düşündüğüm Mersin Gezilecek Yerler yazıma göz atmaya. Keyifli Okumalar!
Mersin Marina
Mersin Marina
Mersin Gezilecek Yerler listemizin en başında Mersin Marina bulunuyor. Oldukça önemli bir yere sahip olan marina Türkiye’nin en büyük marinası. 1000 yat bağlama kapasitesine sahip olan Mersin Marinası 2017 yılında Uluslararası Çevre Eğitim Vakfı tarafından Mavi Bayrak Ödülüne layık görülmüş.
Marina çevresinde spor merkezleri, spa, yat kulübü ve giyim mağazaları gibi olanaklar bulunuyor. Mersinlilerin buluşma noktası olarak belirlediği marinada şık restoranlarda var. Bu restoranlarda her damak zevkine hitap eden lezzeti bulmak mümkün. Özellikle akşamları keyfine doyulmaz deniz manzarası karşısında yemeğinizi yerken canlı müzikle de eğlenceli vakitler geçirebilirsiniz.
Özel aracınızla gelecekseniz Mersin Marina büyük bir de otoparka sahip. Park etme konusunda bir sıkıntı yaşamazsınız.
Mersin’in Erdemli ilçesinde yer alan bu eşsiz güzellikteki kabartmalar Şeytan Vadisi’nde yer alıyor. Dağın tepesine kayalara oyularak yapılmış olan Adamkayalar Mersin gezilecek yerler listesinin olmazsa olmazlarından. Şunu belirtmeliyim ki bu bölgeye ulaşmak bir hayli zor olsa da kabartmaları gördükten sonra bütün yorgunluğunuzu unutuyorsunuz. Adamkayalar ile ilgili bütün bilgilere linki tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Mersin’e gideceğimiz zaman herkesin ağız birliği yapmışcasına kesinlikle görmemizi önerdikleri yer Kız Kalesiydi. Erdemliye 23 km mesafede bulunan yapı denizin tam ortasında muhteşem bir görselliğe sahip. Kaleye ulaşmak için kıyıda bulunan balıkçı motorlarını kullanmalısınız.
İstanbul‘da bulunan Kız Kulesiile ilgili söylenilen efsaneyle oldukça benzerlik gösteren bu tarihi yapı hakkında da pek çok efsane olsa da en meşhur olanından bahsedeyim sizlere.
Kız Kalesi Efsanesi
Zamanın kralı bir gün fala baktırır. Falda canından çok sevdiği kızının yılan sokması sonucunda öleceğini öğrenince hemen denizin tam ortasına herkesten uzak Kız Kalesini yaptırır. Kızını ve hizmetçilerini bu kaleye kapatır. Günlerden bir gün kızının canı ”Tarsus Beyazı” üzümü ister. Sepetle saraydan getirtilen üzüm sepetinin içinden çıkan yılan kralın kızını sokar ve öldürür.
Kız Kalesi’nin efsanesini de anlattıktan sonra şöyle çevreye bir baktığınızda etraf cıvıl cıvıl olduğunu göreceksiniz. Kız Kalesi plajı hemen yanında olunca denize girenlerimi ararsınız, plajda güneşlenenlerimi. Jet ski kullananların yanı sıra jet skiye bağlanmış balonlarla gökyüzünde uçma keyfi yaşatılıyor. Harika bir görsel şölenin ortaya çıkarıldığı görüntüleri izlemekle bile harika vakit geçirebilirsiniz. Ayrıca Kız Kalesinin etrafını gezebileceğiniz tekne turları da düzenleniyor.
Tarsus’a 12 km mesafede,Dedeler Köyü’nde yer alan Eshab-ı Kehf Mağarası, Müslümanlar ve Hristiyanlar için kutsal sayılan bir mekandır. ”Yedi Uyurlar Mağarası” olarak da bilinen mağara hakkında Kuran-ı Kerimde Kehf Suresinde bahsedilmektedir.
Putperestliğin yaygın olduğu dönemde Tek Tanrıya inanan 7 genç, zamanın zalim hükümdarı tarafından putperestliğe zorlanırlar. Ölümle tehdit edilen gençler yanlarına Kıtmir adındaki köpeklerini de alarak Encülüs Dağı eteklerinde bulunan bu mağaraya saklanırlar. Allah tarafından 300 yıl boyunca bu mağarada uyutulurlar. Bu 300 yılın sonunda ilk uyanan genç yemek alabilmek için şehre iner. Elindeki eski parayı gören esnaf genci takip eder ve mağarayı bulurlar. Eshab-ı Kehf Mağarası’na geldiklerinde içerisinde sadece 7 yavru kuşun olduğunu görürler. Bu yüzden adına Yedi Uyurlar Mağarası da denilmektedir.
Mağaranın hemen çıkışında Eshab-ı Kehf Camisi bulunuyor. Etrafta hediyelik eşya satan dükkanların yanı sıra bölgeye özgü yiyeceklerin satıldığı dükkanlarda var. Biraz dinlenmek isterseniz de mağaranın hemen ön tarafında ağaç altlarına kurulmuş banklar var. Mangalda yakılan bu alanın pek temiz olduğunu söyleyemem. Etraf çöp dolu. Böyle önemli bir mekanın çevresine gereken önem maalesef gösterilmemiş. İnşaallah en kısa zamanda insanımız ve yetkililer bu bölgeye gereken özeni ve hassasiyeti gösterirler.
Eshab-ı Kehf Mağarası giriş ücreti: Giriş ücreti alınmıyor.
Eshab-ı Kehf Mağarası ziyaret saati: Haftanın her günü 08:30 – 17:30 saatleri arası ziyarete açık.
Cennet Cehennem Mağaralarının içerisinde bulunan Meryem Ana Kilisesi
Silifke’nin Narlıkuyu Mahallesinde bulunan Cennet Cehennem Mağaraları, doğal bir oluşumun eserleri. Yağmur sularının karstik yapıyı aşındırarak oluşturduğu iki derin çukur bulunuyor. İçlerinde Meryem Ana Kilisesi‘nin bulunduğu bu doğa harikası çöküntüler hakkında detaylı bilgiye Cennet Cehennem Mağaralarılinkini tıklayarak ulaşabilirsiniz.
Mersin merkezde bulunmasından dolayı ulaşımı oldukça kolay olan Mersin Arkeoloji Müzesi sahile de çok yakın bir konumda bulunuyor. İçerisinde Mersin’in tarihi geçmişi hakkında kapsamlı bilgiler ve eserler barındıran müzede Neolitik dönemden Cumhuriyet dönemine kadar ulaşmış çok sayıda arkeolojik ve etnografik eser sergileniyor. Müzeye ilk girdiğinizde giriş katta bulunan zaman tüneli salonunda müze ve eserler hakkında bilgiler veriliyor. Daha sonra da eserlerin bulunduğu alana geçiliyor. Birbirinden ilginç ve önemli eserlerin bulunduğu alanda gerçekten insanı kendine hayran bırakan eserler mevcut.
Günümüze kadar ulaşmış paraların sergilendiği alanda konuşan paralar bile var 😮. Mersin gezisi sırasında çektiğim tüm resimler ve videolar için seyyahalemiii instagram adresine göz atabilirsiniz. Birbirinden gösterişli heykellerin yanı sıra oldukça ilginç işlemeli sütun başları mevcut. Bence Mersin gezilecek yerler listesine mutlaka eklenmesi gereken bir yer.
Mersin Arkeoloji Müzesi ziyaret saatleri: Yaz dönemi, (1 Nisan – 31 Ekim) 10:00 – 17:00 saatleri arasında, Kış dönemi (31 Ekim – 1 Nisan) 08:30 – 17:00 saatleri arası ziyaret edilebilir. Hafta sonları kapalıdır.
Mersin Arkeoloji Müzesi Giriş Ücreti: 12,5 TL’dir.
Mersin gezilecek yerler arasında bulunan bu doğal güzellik, Berdan çayı üzerinde bulunuyor. Tarsus Şelalesinin bulunduğu alan Roma döneminde mezarlık olarak kullanılmış. Sadece sular çekildiği zaman görülebilecek olan mezarların bulunduğu bölge şimdilerde ise hem Mersinlilerin hem de şehir dışından gelen ziyaretçilerin en çok uğradıkları yerler arasında geliyor. 5 metre yüksekten akan şelale harika bir görüntüye sahip olmasının yanı sıra çıkardığı sesle de insana ayrı bir huzur veriyor. Etrafta yemek yiyebileceğiniz restoranlar ve şelaleyi izlerken kahvenizi yudumlayabileceğiniz kafeler bulunuyor.
Suya atlayan gençleri de unutmamak lazım. Şelalenin girişinde bulunan köprüden gençler tezahürat ve alkışlar eşliğinde taklalar atarak suya atlıyorlar. Hatta bazen 2-3 kişi aynı anda atlayabiliyor. Ortaya güzel görüntüler çıkıyor ama oldukça da tehlikeli bir durum. Aman siz siz olun atlayanları seyretmekle yetinin sakın atlamaya kalkmayın. Videolar 👉seyyahalemiii
Ülkemizin denizcilik alanındaki dördüncü müzesi olan Mersin Deniz Müzesi, Türk deniz harp tarihinin bütün geçmişi hakkında bilgi barındıran bir müze. İçerisinde Türk deniz tarihine ait 500’den fazla obje ile 800 kitaplık kütüphanesi ile hizmet veriyor. 450 metrekarelik sergi salonunda farklı dönemlere ait gemiler, sancak, askeri kıyafetler, arma, kesici ve ateşli silahların yanı sıra yağlı boya tablolar sergileniyor.
İnteraktif salonda ise Barbaros Hayrettin Paşa gibi denizcilik tarihine önemli katkıları bulunan kişiler ve Nusret Mayın Gemisi hakkında dijital ortamda bilgiler veriliyor.
Mersin Deniz Müzesi Ziyaret Saati: Hafta içi her gün 09:00 – 17:00, hafta sonu 10:00 – 18:00 saatleri arası açıktır. Pazartesi günleri kapalıdır.
Mersin Deniz Müzesi Giriş Ücreti: Yetişkin 13 TL, öğrenciden ücret alınmıyor. Resmi bayramlarda da ücretsizdir.
Mersin Gezilecek Yerler arasında bulunan bu tarihi alan ismini güneşten almış. Soli Pompeiopolis Antik Kenti, Mersin’in 14 km güneybatısında Mezitli ilçesinde yer alıyor. M.Ö 7. yüzyılda Rodoslu sömürgeciler tarafından kurulan kent, Neolitik, Helenistik ve Roma dönemlerine ait bir çok medeniyetin izlerini taşıyor. Zamanın en önemli liman kenti olan Soli Pompeiopolis Antik Kenti, tarihe düşkünlüğü olanların en çok ziyaret ettikleri yerler arasında geliyor.
Sütunlu Cadde, Soli Höyük, Liman gibi bölümleri gezebileceğiniz antik kentte, 3 bin yıl öncesine ait eserlere rastlanmış. Ticaretle uğraşan antik kentlilerin sikke bile bastığı bölge Hristiyanlar için önemli bir piskoposluk merkeziymiş. Büyüleyici bir havası olan kent resim tutkunları içinde bulunmaz bir nimet. Tarihi alan içerisinde birbirinden güzel resimler çekmek mümkün.
Taşkuyu Mağarası için yer altında gizlenmiş adeta bir cennet desem hiç de abartmış olmam. Tarsus’da bulunan Eshab-ı Kehf mağarasının oldukça yakınında bulunan bu mağara 2006 yılında yapılan yol çalışmaları sırasında keşfedilmiş.
Mağaraya inebilmek için oldukça geniş ve ferah merdivenler bulunuyor. Rahatlıkla inilen merdivenlerin ardından muhteşem yer altı dünyasına adım atıyorsunuz. Etrafta göz alıcı birbirinden ilginç sütunların yanı sıra ışıl ışıl parlayan dikitler insanın gözlerini kamaştırıyor. Mağaranın içinde yankılanan mistik müzik eşliğinde kolaylıkla gezilebilmesi için yapılmış kenarları çevrili yoldan ilerlerken öyle bir yere geliyorsunuz ki adeta nutkunuz tutuluyor. Sizi bilmem ama benim öyle oldu😉Kocaman bir alan sizi karşılıyor. Muhteşem yeraltı dünyasının bütün güzellikleri burada. Hangi taraftaki güzelliğe bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Tabii dur şu sütunla resim çekineyim dur şurası daha güzelmiş aa burasıda mı varmışlarda cabası.
Ayrıca bölgeyi gezmek isterseniz önce Taşkuyu Mağarasını daha sonra Eshab-ı Kehf Mağarasını gezmenizi tavsiye ederim. Çünkü Taşkuyu Mağarasının ziyaret saati daha erken bitiyor. Böyle bir güzelliği gezmenin keyfini kaçırmanızı istemem. Buralara kadar gelmişken mutlaka bu doğal güzelliklere ev sahipliği yapan Taşkuyu mağarasını Mersin gezilecek yerler listesine eklemeyi unutmayın ve kesinlikle gezmeden dönmeyin derim.
Kleopatra Kapısı, ilk yıllarda deniz kapısı olarak kullanılmış.
Kleopatra Kapısı, Tarsus ilçesi sınırları içerisinde bulunuyor. Dönemin en önemli liman kenti olan Tarsus, ticari ilişkiler yönünden de bölgedeki devletlerle oldukça irtibatta olan bir ilçeymiş. Hal böyle olunca da bölge önemli geçişlere sahne olmuş.
Kleopatra Kapısı O dönemlerde deniz kapısı olarak kullanılmış. Zamanla deniz suyu çekilince kapı ortaya çıkmış. Mısır Kraliçesi Kleopatra’nın gemilerle gelip bu kapıdan geçerek Romalı General Antonius ile görüşmeye gittiği söylenir. Kapının yüksekliği 8.50 metre, genişliği ise 5.60 metre.
Hristiyanlığın en önemli hac merkezlerinden sayılan St.Paul Kilisesi, Tarsus da bulunuyor. Hristiyanlığın geniş kitlelere yayılmasını sağlayan Aziz Paul Tarsus doğumludur. İncil de 2 defa Tarsuslu Paul olarak bahsedilmesinin ardından kiliseye St.Paul Kilisesi ismi verilmiş.
Şu anda müze olarak hizmet veren kilisenin içerisinde ince işçilikle yapılmış freskler bulunuyor.
St. Paul Kilisesi Ziyaret Saatleri: Yaz dönemi ( 1 Nisan – 1 Ekim) 10:00 – 17:00 saatleri arası, kış dönemi ( 1 Ekim – 1 Nisan) 08:00 – 17:00 saatleri ziyarete açık.
St. Paul Kilisesi Ziyaret Günleri: Pazartesi, Cumartesi, Pazar günleri haricindeki günler açık.
St. Paul Kilisesi avlusu içinde bulunan St. Paul Kuyusu, Hristiyanlar için oldukça önemlidir. Kudüse hacca giden Hristiyanlar kutsal saydıkları bu kuyuya uğrayarak suyundan içerlermiş. Çapı 1.15 metre, derinliği ise 38 metre olan St. Paul Kuyusu suyunun yaz, kış hiç eksilmediği söylenir.
Nusret Mayın Gemisi Kültür Parkı, Mersin’in Tarsus ilçesinde yer alan açık hava müzesidir. Dünya’nın en ünlü mayın gemisi olan Nusret Mayın Gemisinin orjinali bu müze içerisinde yer alıyor. Çanakkale Savaşının kaderini değiştiren Nusret Mayın Gemisi, Mersin limanından 3 parçaya ayrılarak tır ile müzeye taşınmış. Seyit Onbaşının heykeli de müze içerisinde yer alıyor. Kültür parkını ücretsiz olarak istediğiniz zaman ziyaret edebilirsiniz.
Bir doğa harikası olan Yerköprü Şelalesi, Mersin’in Mut ilçesine yaklaşık olarak 34 km mesafede yer alıyor. 30 metre yüksekten dökülen şelale, Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından tabiat anıtı olarak tescillenmiş.
Mersin gezilecek yerler listesinin en popüler yerlerinden olan Yerköprü Şelalesi ile aynı ismi taşıyan diğer bir şelale de Konyada bulunuyor. Şelale etraftaki yemyeşil bitkisi örtüsü, sarkıtların içerisinde akan masmavi suyuyla eşsiz bir güzelliğe sahip. İnsanı rahatlatan, huzur veren büyüleyici bir yer olan Yerköprü Şelalesi 09:00 – 18:00 saatleri arası haftanın 7 günü ziyaret edebilirsiniz.
Yerköprü Şelalesi Giriş Ücreti: Yetişkin 12 TL, öğrenci 6 TL. Müze kart geçerli değil.
Bodrum gezilecek yerler listesi oldukça kabarık. Birbirinden etkileyici tarihi mekanların yanı sıra doğal güzellikleri ile adeta bir cazibe merkezi. Tatil denilince ilk akla gelenler yerler arasında ilk sıralarda yer alan Bodrum, masmavi denizi ve harika koyları ile en çok tercih edilen tatil yerlerinden biri olmaya devam ediyor. Özellikle yerli ve yabancı turistlerin yaz aylarında akın ettiği bu harika turizm bölgesi müzeleri ve festival etkinlikleri ile de gelen ziyaretçiler için birbirinden farklı alternatifler sunuyor.
Bodrum Gezilecek Yerler
Her mevsim ayrı bir güzelliğe sahip olan Muğla’nın gözde ilçesi Bodrum genellikle yaz mevsiminde tıklım tıklım dolu oluyor. Mavi bayraklı plajları Temmuz Ağustos aylarında doluluk oranlarıyla zirveye ulaşıyor. Öyle ki tatilcilerin yoğunluğundan dolayı Bodrum girişinde kilometrelerce süren araç kuyruklarının görüntüleri ile ana haber bültenlerine bile konu oluyor. Dünyadan ve ülkemizden binlerce kişinin akın ettiği bu tatil beldesine, Bodrum gezilecek yerler listesine gelin hep beraber göz atalım.
Bodrum Kalesi
Bodrum Kalesi’nin Heybetli görüntüsü
Bodrum Kalesi için Bodrum’un en önemli sembolü diyebiliriz. Tarihi yerler arasında oldukça önemli bir yere sahip olan kale, iki liman arasında kayalıkların üzerine inşa edilmiş. St. Jean Şövalyeleri tarafından 1522 yılında yapılarak günümüze kadar ulaşmayı başarabilmiş. Dünyanın yedi harikasından biri olan Mausoleion, depremde yıkılmış ve taşları Bodrum Kalesi’nin yapım aşamasında kullanılmış. Bir dönem hapishane olarak kullanılan bu tarihi kale şimdilerde ise Sualtı Arkeoloji Müzesi olarak kullanılmaya devam ediyor.
Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi
Müze’nin içinden görüntüler
Bodrum gezilecek yerler listesinde oldukça dikkat çeken yerler arasında bulunan Bodrum Kalesi, şu anda müze olarak hizmet veriyor. Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde dünyanın en eski batığı Uluburun Batığı’nın yanı sıra batan Bizans gemilerinden ele geçirilen değerli parçalar bulunuyor ve müzenin önemli bölümlerinde sergileniyor. 14 ayrı bölüme ayrılan müzenin her bir bölümü farklı bir batığa ait eserlerle donatılmış. Müze ayrıca 1995 yılında ”Avrupa özel Övgü Ödülü” ne layık görülmüş.
Ziyaret Saatleri
YAZ DÖNEMİ
KIŞ DÖNEMİ
1 Mart – 1 Kasım
1 Kasım – 1 Mart
Açılış Saati: 09:00
Açılış Saati: 08:30
Kapanış Saati: 19:00
Kapanış Saati: 17:30
Giriş Ücreti
Müzenin giriş ücreti 90 TL‘dir.
Bodrum Gezilecek Yerler
Halikarnas Mozolesi
Kazılarda çıkarılan sütunlar
Dünyanın 7 harikasından biri olan Halikarnas Mozolesi gerçekten görülmeye değer bir mekan. Bodrumda gezilecek tarihi yerlerin başında yer alan mozole, günümüzdeaçık hava müzesi olarak sergileniyor. Mozolenin anlamı anıt mezardır.
Karya Kralı Mousolos adına eşi ve kız kardeşi tarafından yaptırılan bu görkemli anıt mezardan günümüze bir kaç kalıntı ulaşabilmiş. Her ne kadar anıt mezarların bütün hallerini göremesek de Mısır ve Yunan mimarisinin özelliklerini taşıyan kalıntıları görmek mümkün. Ziyaretçilerin büyük ilgi gösterdiği Halikarnas Mozolesini, tarihe ilginiz varsa gezi listenize eklemenizi öneririm.
Bodrum Gezilecek Yerler
Zeki Müren Sanat Müzesi
Müzeye dönüştürülen evin 1. katı
Sanat güneşi Zeki Müren’in vefat etmeden önce son zamanlarını geçirdiği Bodrum’da bulunan evi sanat severlerin oldukça ilgisini çekiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Zeki Müren Sanat Müzesi olarak müzeye dönüştürdüğü ev iki kattan oluşuyor. Alt katı Zeki Müren’in kullandığı şekilde korunarak dekore edilmiş. Üst kat ise müzeye dönüştürülmüş. Sanatçının giydiği o gösterişli sahne kostümlerinden tutunda, aldığı ödüller,hayranlarının yazdıkları mektuplar,bebekliğine ait resimler, değerli tablolar ve özel eşyalarını görebilirsiniz.
Müzenin ön bahçesinde Zeki Müren’e ait Buick marka arabası ve bronz heykeli bulunuyor.
Zeki Müren Müzesi Giriş Ücreti : 50 TL’dir. Her gün açık.
Bodrum gezilecek yerler listesine eklemeniz gereken harika bir yer daha. Bu müze Bodrum’un denizcilik geçmişine ait eserlerin yer aldığı bir müze. İçerisinde süngercilik ve balıkçılıkta kullanılan pek çok eşyanın yanı sıra teknelerde sergilenmekte. Denize ve geçmiş tarihe meraklı olanların oldukça ilgi gösterdiği Bodrum Deniz Müzesioldukça zengin bir içeriğe sahip. Duvarlarında asılı olan panolarda müze hakkında detaylı bilgilerde veriliyor. Özellikle çocuklarınızı da gezmekten keyif alacaklarını düşündüğüm müzeyi gezmeye mutlaka getirin.
Ziyaret Saatleri: Pazartesi günleri hariç haftanın her günü 10.00-19.00 saatleri arasında ziyarete açık.
Müze Giriş Ücreti:
Yetişkin: 25,00 TL
İndirimli: 15,00 TL
12+ öğrenciler, 65+ emekliler, öğretmenler.
Gruplar (minimum 10 kişi): 17,50 TL
Engelliler ve 12 yaş altı çocuklar ücretsiz.
Bodrum Antik Tiyatro
Bodrum Antik Tiyatrosu muhteşem bir deniz manzarasına sahip.
Türkiye tarihi yerler listesinde oldukça önemli bir yere sahip olan Bodrum Antik Tiyatrosu, günümüze kadar en iyi şekilde korunarak ulaşabilmiş en eski tiyatrolardandır. Roma İmparatorluğu dönemi izlerini taşıyan tiyatro at nalı şeklinde planlanmış ve merkezde bulunmasından dolayı ulaşımı oldukça kolay.
13 bin kişilik kapasitesiyle oldukça geniş bir alana sahip. 1960’lı yıllarda restore edilerek yılın belirli zamanlarında festivaller ve konserler gibi etkinlikler düzenleniyor. Gezilecek tarihi yerlerden biri olan Bodrum Antik Tiyatrosu, denize bakan manzarası ile de harika bir görselliğe sahip. Ücretsiz ziyaret edebileceğiniz gibi günün her saati açık.
Bodrum Gezilecek Yerler
Türkbükü – Göltürkbükü
Türkbükü plajı’nın uzaktan görüntüsü
Bodrum’un en popüler tatil merkezi olan Türkbükü, merkeze 20 km mesafede bulunuyor. Özellikle ünlülerin ve kalbur üstü denilen ekonomik durumu iyi olan kesimin gözde mekanıdır. Hani gidememişseniz de mutlaka televizyonlarda Türkbükü Plajına ve hemen hemen bir ünlünün kameralara yakalandığı görüntülere mutlaka denk gelmişsinizdir.
Bu arada Göltürkbükü adı kafanızı karıştırmasın. Türkbükü’nün diğer bir ismi Göltürkbükü’dür. Bu meşhur plaj Göltürkbükü plajı olarak anılıyor.
Beyaza boyalı evlerinin yanında berrak denizi ile de oldukça dikkat çekiyor.Mis gibi kokan mandalina ağaçlarının çevrelediği Türkbükü’nün tertemiz denizinde yüzmek ve plajında güneşlenmek her ne kadar biraz maliyetli olsa da bu gözünüzü korkutmasın. Türkbükü plajına girmeden önce sol tarafta bulunan köprüyü geçmeden burada bulunan mekanlar hakkında bilgi alırsanız bütçenize uygun yerler bulabilirsiniz. İsterseniz de küçük köprüyü geçmeden önce halk plajı ve çay bahçesi var. Burada vakit geçirebilirsiniz.
Bitez Plajı
Bitez Plajı, Bodrum Gezilecek Yerler
Adına türküler yazılan, Bodrum’un huzur dolu plajı Bitez Plajındayız. Tertemiz denizi ve mavi bayraklı plajı en çok tercih edilme sebebidir. Sakin ve dalgasız bir denize sahiptir. Kalabalıktan sıkılıp kafa dinlemek ve güneşin tadını çıkarmak isteyenler için en güzel yerdir. Merkeze de oldukça yakın bir mesafede bulunan Bitez Plajı’na merkezden hareket eden dolmuşlarla rahatlıkla ulaşabilirsiniz.
Bodrum Gezilecek Yerler
Gümüşlük
Bodrum Gezilecek Yerler Gümüşlük Koyu
Şöyle huzur dolu kafa dinleyebileceğiniz sessiz sakin bir yere ne dersiniz? İşte Bodrumun en meşhur koyu olan GümüşlükKoyu tamda isteklerinizi karşılayabilecek bir yer. Adını tepelerinde bulunan gümüş madeninden alan Gümüşlük, etrafında bulunan balık restoranları ile de ünlü. Eski Türk filmlerinde gördüğümüz balıkçı kasabalarına burada sıkça rastlamak mümkün. İsterseniz Gümüşlüğün sahilinde yürüyüş yapabilir, sokaklarında özgürce dolaşabilirsiniz.
Bence Gümüşlüğün en önemli yeri Tavşan Adaları. Üzerinde bulunan taş evler şimdilerde restoran ve pansiyon olarak kullanılıyorlar. Adada yapılan kazı çalışmaları sonrasında kilise, sarnıçlar, tapınaklara ait sütunlar ve pek çok kafatası çıkarılmış.
Sizde dalga sesleri arasında bir balıkçı restoranında hafif bir müzik eşliğinde yemeğinizi yiyebilir bu harika yerin keyfini çıkarabilirsiniz.
Hierapolis Antik Kenti, ülkemizin en önemli tarihi kalıntıları arasında yer almaktadır. ”Kutsal Kent” olarak adlandırılan bu değerli yapı yılda binlerce yerli ve yabancı ziyaretçinin uğrak yerlerinden biri. Sizler için Hierapolis Antik Kenti Nerede? Nasıl Gidilir? Hierapolis Antik Kenti Tarihi, Hikayesi, Özellikleri, Giriş Ücreti ve Ziyaret Saatleri hakkında detaylı bilgilere makalemin içinde yer verdim. İyi Okumalar!
Hierapolis Antik Kenti Hakkında Bilgi
Denizli’ye 18 km mesafede yer alan antik kent, içerisinde geç Helenistik ve erken Hristiyanlık dönemlerinden kalma tapınakların ve dini yapıların bulunduğu tarihi bir merkezdir. Kentte bulunan dini yapılardan dolayı ” Kutsal Kent” olarak da anılır. İsa’nın 12 havarisinden birisi olan Phillippus‘un mezarının burada olmasından dolayı Hristiyanlık açısından önemli bir dini merkez olarak kabul ediliyor. Ayrıca Denizli’nin bin bir derde deva termal sularına sahip Pamukkale Travertenlerinin hemen yanı başında bulunuyor. Bu muhteşem özelliklerin hepsi bir arada olunca Unesco Dünya Mirasları Listesine dahil edilmiş.
Antik Kent tiyatro sahnesi
Hierapolis Antik Kenti Tarihi
Kentin kuruluşu hakkında maalesef pek fazla bilgi yok. MÖ. II. YY. Bergama Krallarından II. Eumenes tarafından kurulduğu ve Bergamanın kurucusu Telephos’un karısı Hiera’nın isminin kente verildiği düşünülüyor. Antik kent tarihi boyunca pek çok depremler yaşamış, Roma İmparatoru Neron döneminde ise en büyük hasarı görmüş. Kent tekrar yenilenmiş fakat Helenistik dönem izleri bu yenilemeyle tamamen silinmiş. Yerini Roma kenti görünümü almış. Aziz Philipin burada öldürülmesinden dolayı en önemli Hristiyanlık merkezlerinden biri olarak kabul edilen Hierapolis Antik Kenti, XII. yüzyıl sonlarına doğru Türklerin eline geçmiş.
Hierapolis Antik Kenti Gezilecek Yerler – Bölümler
Antik tiyatro, Roma hamamı, Hierapolis arkeoloji müzesi, Antik havuz, Apollon Lairbenos tapınağı, Nekropol, Aziz Philippus kutsal alanı,Hierapolis Antik Kenti içerinde yer alan tarihi yapılardır. Yapıları gezerken sesli rehber hizmeti veriliyor. Böylelikle tüm bölümlerin tarihi hakkında bilgi sahibi olabiliyorsunuz.
Hierapolis Antik Tiyatrosu
9.500 kişilik oturma kapasitesine sahip olan Hierapolis AntikTiyatrosu, 1800 yıllık bir maziye sahip. Yapım aşaması uzun yıllar sürmüş ve 150 yıl sonunda tamamlanabilmiş. Tiyatronun seyirci izleme alanı 8 basamakla 9 galeriye ayrılmış 50 sıradan oluşuyor. Sahne arkasındaki sütunların arasını birbirinden gösterişli heykeller süsülüyor. Duvarlarda ise, farklı dönemlere ait, dini ayin sahneleri, tanrılar ile devler arasındaki savaşlar, imparatorların taç giyme merasimleri, Apollon ve Artemisin doğuşu, kentte yapılan sportif yarışlar, müzik ve eğlence sahneleri tasvir edilmiş.
Kleopatra Havuzu
Kleopatra Havuzu
Hierapolis Antik Kenti içinde, Pamukkale Travertenlerinin yukarı kısmında bulunan Kleopatra Havuzunun oluşum hikayesi bir hayli ilginç. Daha öncede bahsettiğim gibi kent pek çok deprem yaşamış. M.S 7. Yüzyılda yaşanılan bir depremde şehirde derin çukurlar ve yarıklar oluşmuş. Bu çukur ve yarıklardan termal kaynak suları çıkıp şehrin sular altında kalmasına sebep olmuş. Şehrin işlemeli sütunları da suların içine gömülmüş. Kentte çıkan bu termal suların hastalıklara ve cilde iyi geldiği keşfedilince ünü sınırlar ötesine yayılmış. Güzelliği ile nam salmış Mısır Kraliçesi Klepatra da dilden dile dolanan havuza gelip girince olanlar olmuş. Kleopatra da buradaydı güzelliğini havuzdan aldı diyenlerin ardından havuzun adını Kleopatra Havuzu koymuşlar.
Aziz St. Philippus ‘un Mezarı
Aziz St. Philippus ‘un Mezarı
Hierapolis Antik Kenti Hıristiyanlar için önemli bir hac merkezidir. Bunun en önemli sebebi ise Aziz St. Philippus’un Mezarının antik kent içerisinde yer alması. St. Philippus M.S. 80 yılında Hristiyanlığı yaymak için Hierapolis’e gelmiş ancak çarmığa gerilerek öldürülmüş. Mezarı Antik Kent içerisine defnedilmiş ve adına 32 odalı ,8 cepheli bir Kilise yaptırılmış. “Martyrion” adı verilen Kilise ruhsal hastalıkların tedavi merkezi olarak kullanılmış.
Hierapolis Arkeoloji Müzesi
Hierapolis Arkeoloji Müzesi
Hierapolis Antik Kenti kazılarında ortaya çıkarılan tarihi eserler HierapolisArkeoloji Müzesi bünyesinde sergileniyor. Heykeller, lahitler, çeşmeler, kütüphane ve pek çok değerli eseri müze içerisinde görmek mümkün. Beycesultan Höyüğünün yanı sıra, Çürüksu Vadisi, Tripolis, Colossai ve Laodikeia antik kentlerinden çıkarılan pek çok tarihi esere de ev sahipliği yapan müzeye gelerek tarihte bir yolculuk yapabilirsiniz.
Hierapolis Antik Kenti Nerede?
Hierapolis Antik Kenti’ne Nasıl Gidilir? Yol Tarifi
Hierapolis Antik Kenti’ne ulaşım oldukça kolay. Denizli merkezden Pamukkale travertenlere her yarım saatte bir kalkan dolmuşlar bulunuyor. Bunlara binerek bölgeye ulaşabilirsiniz. Antik kent ve travertenler aynı yerde bulunuyor zaten. Şayet özel aracınızla gidecekseniz Ankara Bulvarı yoluna çıkarak yol üzerinde bulunan yön tabelalarını takip edin. Yaklaşık 20 km sonra meşhur antik kente ulaşmış olacaksınız.
Hierapolis Antik Kenti Giriş Ücreti150 TL’dir. Kleopatra Havuzunda yüzmek isterseniz ayrı ücret ödemeniz gerekiyor ama seyretmek bedava. Antik kenti Müze Kart ile gezebilirsiniz. Müze Kart ile yılda 2 defa gezmek mümkün. Plus Müze Kartlılar ise sınırsız ziyaret edebiliyor.
Hierapolis Antik Kenti Ziyaret Saatleri 2023
*Açılış Saati: 06:30
*Kapanış Saati: 20:00
*Gişe kapanış Saati: 19:30
*Hafta içi her gün ziyarete açık.
Hierapolis Antik Kenti Adres ve İletişim Bilgileri
Buralara kadar gelmişken antik kentin hemen yanı başında bulunan Pamukkale Travertenlerini ziyaret etmeden dönmeyin derim. Tarihi yapılar arasında geçmişe yolculuk ederken kaplıca sularında şifalanabilirsiniz. Bu fırsatı kaçırmayın.